Bugün sizlere keyifli bir macera ile geldim. @ilhan.gunay.50 ’ın yazdığı “Yıldızlara Sıçramak” kitabı beni yüksek sesle anlatılan bir maceradan çok, sessizce içeri alan bir hikâye olarak karşıladı. Kitap, çocukluğun o acele etmeden bakılan dünyasını, merak duygusunu ve insanın bilinmeyene yaklaşma cesaretini merkezine alan bir roman. 1960’lı yılların İstanbul’unda geçen bu hikâye, bir yaz tatilinin içinden usulca açılıyor ve fark ettirmeden okuru bambaşka bir yere taşıyor. Kitap, başlangıçta sade bir çocuk hikâyesi gibi görünse de ilerledikçe ufkunu genişletiyor. Bir yaz tatilinin sıradanlığında gizlenen olağanüstü bir karşılaşma, farklı bir dünyadan gelen gizemli bir varlıkla kurulan dostluk, okuru hayal gücünün uçsuz bucak sınırlarına sürüklüyor. Bu karakterler arasındaki ilişki, farklılıkların nasıl köprü oluşturabileceğini naif bir dille anlatıyor.
Okurken en çok hoşuma giden şey, yazarın diliydi: aşırı süslemeye kaçmadan, duyguları doğrudan ama zarifçe okura ulaştırıyor. Çocuk bakış açısından dünyayı yeniden görmek gibi bir his bırakıyor. İstanbul’un tarihsel dokusu da hikâyeye yedirilmiş. Bu romanı bitirdiğinizde sadece bir maceranın sonuna gelmiş gibi hissetmiyorsunuz. İçinizde küçük bir kıvılcım yanıyor, belki çocukluk anılarına, belki de kendi hayal gücünüze dair. Bazı sayfalar, sade bir İstanbul anlatısının ötesine geçerek felsefi sorgulamalara, aidiyet ve farklılık üzerine düşüncelere de değiniyor.
Sonuç olarak; Yıldızlara Sıçramak benim için sadece eğlenceli bir okuma değildi, aynı zamanda dünyaya bir çocuk gibi bakmayı hatırlatan, gökyüzüne bakarken içinizi ısıtan bir sohbet gibiydi. İstanbul’un eski günlerini, gizemli dostlukları ve yıldızlara uzanan umutları sevenlerin hoşuna gidecek bir kitap olduğunu düşünüyorum. İyilikle, dostlukla ve kitapla kalın.