- Ne matbaası yahu, ilerde kağıt olmayacak! Matbaacı kendine başka bir iş bulacak.
alaycı yanıtıyla kalakaldım.
- Matbaadan yeni gelmiş bir kitabın kokusunu, kitabı eline alıp sayfalarını çevirmeyi, kaldığı sayfanın ucunu bükmeyi, bir kitabın arasında çiçek kurutmayı, bir ağacın dibine uzanıp kitap okumayı özlemeyecek mi insan? naftalinli sorusunu sordum, sesimde bir hüzün, yüreğim buruk, gözüm masa örtüsünün nakışlarında seyyah. - İstersen print eder, eğer hala kağıt varsa, kağıda döker, spirallersin kitabı, eğer hala spiralci varsa, uzanırsın ağacın dibine... diye umursamazca yanıtladı usumun çengellerine ağır gelen soruyu, kısa dijital parmaklarının tırnakları varla yok arası adam.
- Eğer hala ağaç varsa ... diye düşündü beynim, ağzım bunu ifraz etmedi, acı acı gülümsemekle yetindi dudaklarım.
- Ben bir kitabı okurken kimi yerlerin altını çizerim örneğin... derken, gene ağzıma tıkadı lafı: - "Altını çiz"i tıklayacaksın! Duvar boyu kitaplığımda, kimi satırlarının altı çizili, ilk sayfasında ne gün satın alındığı yazılı, kimisi yazarlarına imzalatılmış solgun kitaplarımı düşündüm.
- Evde kütüphane olmayacak mı? sorumu; - Gerek yok, bütün dünya kütüphaneleri bilgisayarın içinde, tıklayacaksın, istediğin kitap ekranda. biçiminde yanıtlayarak gene susturdu beni elektronik gözleri ifadesiz adam. - Benim evdeki kitaplarım n'olucak peki?
- Antika olacak. diyerek yeniden trampet çalmaya başladı ıslanmış masa örtüsüne nakşedilmiş çiçeklerin üstünde tırnakları çok kısa dijital parmakları.