İçimdeki derin ve köklü karanlığın farkında değil. Çünkü insanları konuşarak tanıyamazsınız.
Konuşmak, canlı yaratıklar arasındaki en etkisiz iletişim aracı. Dil yalan söylüyor, olanları çarpıtıyor, insanlığın hiç bıkıp usanmadığı klişeleri tekrarlıyor. Bu yüzden, insanları dinlemek onları anlamak için yeterli degil.
Bütün dünyayı saran sessizlik içimize de doluyordu. Böyle anlarda en ama, en ince düşünceler doğar insanın içinde. Ama bunlar tıpkı bir örümcek ağının iplikleri gibi öylesine saydamdırlar ki, bunları sözcüklerle ifade etmenin olanağı yoktur, Kayan yıldızlar gibi bir an parlar sonra silinir giderler, tatlı heyecan verici bu düşünceler, insanın ruhunu belirsiz bir özlem ve hüzünle doldurur, yakarlar. Ruh kaynayan ve eriyen bir maden gibi kesin biçimini alır, gerçek yüzü insanın böyle oluşur.