Geçmişteki derin bir aşkın hikayesi kitabın ana konusunu oluşturuyor.
Roman İstanbul’da bir cinayet ile başlıyor. Karakterimiz Ahmet emekli bir mühendis ve sahil kasabasında yaşıyor. Öldürülen kadını son görenlerden birisi olması sebebiyle cinayet hakkında bilgi almak üzere köye gelen gazeteci bir genç kızın yolu, Ahmet Arslan'la kesişiyor. Ahmet Arslan gazeteci kıza cinayet hakkında bildiklerini aktarırken zaman geçtikçe kardeşinin hikayesinden de bahsediyor. Roman aşk, cinayet, polisiye, gerilim konuları mı işleyecek derken Mehmet’in hayat hikayesi ile bambaşka duyguları hissettiriyor.
Yazar, her kitabında yaptığı gibi okuyucuyu bilgilendirmeye bu kitabında da devam etmiştir. Kadınlara yasak olan Athos Dağı, hiçbir şey yiyip içmeyen ve ibadet etmeyen keşişler, Orta Asya milletlerinde işkenceyle mankurt haline getirilen insanlar gibi daha birçok bilgiyi konuyla bütünleştirmiştir.
Ahmet’in ikizi, Mehmet’i tanımalı ve hayat hikayesini mutlaka okumalısınız. Her kitabında olduğu gibi detayları öyle ince işlenmiş ki bu kitabı elinizden bırakamayacaksınız. Sayfaları çevirirken değişen duygu karmaşıklığı Livaneli'nin etkileyici kurgusu ile son buluyor.
"Onca sayfa okunur mu hiç ya? Özetlerine baktım. Bunları söylerken kucağındaki iPad’i işaret ediyordu. O zaman hayatı, aşkı, ölümü, felsefeyi, edebiyatı 140 karakterlik tweet’lerle ifade eden bir kuşakla konuştuğumu daha derinden kavradım. Aramızdaki uçurum kapanmayacak cinstendi."
" İşte anahtar kelime bu; hayatın özü, büyük sırrı; olmazsa olmazı: Unutmak. Eğer unutmak diye bir şey olmasaydı, yaşam da olmazdı. İnsan, unutmadan hayatını sürdüremez."