"Hâkimiyet ve saltanat hiç kimse tarafından, hiç kimseye, ilim icabıdır diye, görüşmeyle, münakaşayla verilmez.
Hâkimiyet, saltanat kuvvetle ve zorla alınır. Osmanoğulları, zorla Türk milletinin hâkimiyet ve saltanatına el koymuşlardı.
Bu zorbalıklarını altı asırdan beri sürdürmüşlerdi.
Şimdi de Türk milleti bu mütecavizlerin hadlerini bildirerek, isyan ederek hâkimiyet ve saltanatını kendi eline, fiilen almış bulunuyor.
Bu bir oldubittidir.
Söz konusu olan, millete saltanatını, hâkimiyetini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız meselesi değildir.
Mesele zaten oldubitti hâline gelmiş bir hakikati ifadeden ibarettir.
Bu mutlaka olacaktır.
Burada toplananlar, Meclis ve herkes, meseleyi tabii görürse, fikrimce, yerinde olur. Aksi takdirde, yine hakikat, gerektiği gibi ifade olunacaktır.
Fakat ihtimal, bazı kafalar kesilecektir.
Çünkü adamın muradı, cümle âlemin en ortalaması olan "Mükemmel İnsan"ı bulmak idi. Bu insan da, Efendimiz'in aynısıydı. Antropolog bu insan türüne, “Homo Innosens" adını vermişti.
İşte bu insan türünün yeryüzünde bir tek örneği vardı. Heyhât ki, işte şimdi bulduğu bu insan, yani Idris Âmil Hazretleri hâlen yaşamaktaydı!
[..]
Efendimiz de, gelmiş geçmiş ve gelecek bütün insanoğullarının tam ortasındaki o muhteşem tahtında oturuyordu.
O, çan eğrisinin tam ortasıydı.
Çünkü adamın muradı, cümle âlemin en ortalaması olan "Mükemmel İnsan"ı bulmak idi. Bu insan da, Efendimiz'in aynısıydı. Antropolog bu insan türüne, “Homo Innosens" adını vermişti.
İşte bu insan türünün yeryüzünde bir tek örneği vardı. Heyhât ki, işte şimdi bulduğu bu insan, yani Idris Âmil Hazretleri hâlen yaşamaktaydı!
[..]
Efendimiz de, gelmiş geçmiş ve gelecek bütün insanoğullarının tam ortasındaki o muhteşem tahtında oturuyordu.
O, çan eğrisinin tam ortasıydı.