İslam'ın, insanın doğasında karşılığı olmayan özellikleri geliştirme çabası yoktur. İslam, bizi aziz veya melek yapmayı arzu etmez. Çünkü böyle bir talep yanılgıdan ibarettir. İslam, bizi olduğumuz şey yapmayı, yani insan yapmayı ister. Bir çeşit zühde aşina olsa da İslam; hiçbir zaman hayatı, sağlığı, aklı, sosyalliği, mutluluk ve zevk temayülünü yok etmeye çalışmaz. Bu zühd, aslında insanın içgüdülerine bir eş ağırlık anlamı taşır. Kan ile ruh, hayvani arzularla ahlaki gayeler arasında bir denge unsurudur. Abdest, namaz, oruç, cemaat, faallik, gözlem ve tefekkür ile İslam; doğanın insanı şekillendirme eylemini sürdürmektedir. Hiçbir noktada doğaya karşı değildir. Hedefler aynı olmasa bile devamlılık, her yerde muhafaza edilmektedir.
Hayatı yalnızca bilim insanlarının açıklamalarıyla anlamamız mümkün değildir. Çünkü hayat bir mefhum olduğu oranda bir mucizedir de. Ressam Jean Dubuffet der ki: "Ağaç beni hayranlık uyandıracak derecede şaşırtıyor." Şaşırmak ve hayranlık duymak, hayatı anlamamızın belki de tek şeklidir.