İnsanları ya okşayacaksın ya da ortadan kaldıracaksın; çünkü vereceğin
ceza hafif olursa, adam senden intikamını alır, ama ağır bir ceza verirsen artık başını kaldıramaz.
Felaket gelmeden alacağın önlemler etkili olacaktır, ama eğer felaketin gelmesini beklersen, hastalık ilerlemiş ve tedavi olanağı ortadan kalkmış olacağı için alacağın önlemler yeterli olmayacaktır.
Bir insanın yeni ya da pahalı bir şeye sahip olması, dinbilimden de geometriden de habersiz olduğunun kanıtıydı; o insanın ruhuyla ilgili kuşkular bile uyandırabiliyordu.
Kitap 1969'da Toole'un egzoz gazı ile kendi yaşamına son vermesinden 11 yıl sonra annesinin uğraşları sonucu yayınlanıyor. Ardından da ölümünden sonra Pulitzer ödülü kazanan ilk yazar oluyor.
Kitap adından anlaşılacağı gibi bir grup alıktan oluşuyor. Baş karakter İgnatius ,oldukça itici,kaba saba,obur,sahtekar, işsiz,her yerde olay çıkaran, sosyopat bir tip. Tüm karakterler çok garip zaten,film izler gibi okuduğumu söyleyebilirim. Tuhaf bir kitaptı, trajikomik diyelim.Aynı anda hem iğrenip hem gülebiliyorsunuz.
Yazarın kitabı yazarken kendi hayatından ilham aldığını düşünüyorum.
Şu satırlar da geleceğe gönderme niteliğinde: “Az kalsın notlarımı, karalamalarımı unutuyordum. Annemin eline asla geçmemeli. Onlardan bir servet kazanabilir. İşte buna çok gülerim.” Sonuçta annesinin eline geçiyor ve sonunda yayınlanıyor.
‘’Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap ‘’ arasında ayrıca kitap, ama mutlaka okumalısınız diyeceğim bir kitap değil.