Ah, kendimi şu anda, eski dünyada var olmuş, sarışın, yırtici, bir katil ve bir âşık, elinde baltasıyla binlerce yıl boyunca dünyada tıkınacak et ve eşiktekiyle beşikteki için korunaklı yuvalar arayarak dolaşan bir etobur ve bir kök kazıcı, bir Çingene ve bir soyguncu olan o tek insan olarak görüyorum.
Ben o insanım, onun özeti, onun tamamı, balçığın içinden yukarı tırmanıp, cangilda haykıran ve yaygara koparan, doğurgan yaşamın anarşisinden aşkı ve yasayı yaratmış tüysüz iki ayaklıyım. Ben baştan ayağa o insanın olduğu ve dönüştüğü şeyim. Kendimi, acılı kuşaklar boyunca, tuzağı kurup avı yakalayan, ormandan ilk tarlaları açan, taştan ve kemikten aletler yapan, ağaçtan evler yapıp çatıları yapraklar ve samanla kapatan, yabani otlarla çayır köklerini islah eden, onları pirincin, darının, buğdayın, arpanın ve her türlü lezzetli yenebilir şeylerin atasına dönüşecek biçimde ortaya çıkartan, toprağı kazmayı, ekmeyi, biçmeyi, ürünü saklamayı öğrenen, bitkilerin dokularından iplik eğirip kumaş dokuyan, sulama sistemleri tasarlayan, metalleri işleyen, pazarlar oluşturup ticaret yolları geliştiren, tekneler inşa edip navigasyonu bulan; evet, köy yaşamını düzenleyen, kabilelere dönüşünceye değin köyleri köylerle birleştiren, ulusları olusturana dek kabileleri bir araya getiren, daima eşyanın doğasını araştıran, daima insanoğlu dostluk içinde yaşayabilsin diye insanoğluna yasalar yapan ve insanları yok edebilecek her türlü sürünen, emekleyen, yaygara eden şeyleri ortak çabayla ezip ortadan kaldıran olarak görüyorum.