Okuduktan sonra vay be dedim,ne acılar var. Biz(herkesi işin içine katmıyorum) bunca bolluk içinde arayıp tarayıp kafamıza takacak birşeyler buluyoruz,ama tabii 'insan elinde olmayanı ister' diye yazıyordu bir dergide,)bir çok kitapta da yazıyor tabii). Bir mahallenin bunca acıya göğüs germesi takdire şayan bir çaba, tabii bunu okutmak,kitabı elimden bırakmama müsaade etmeden okutmak daha da büyük bir çabanın eseri. Çok güzel bir kitap,yine de Tarık Tufan'ın diğer kitapları arasında birazcık sönük kalmış diyebilirim,iyi okumalar: )
Evde aşık olmak suç mu diye bağırmama sebep olan bir kitap. Yahu neler çekiyor şu aşıklar?! Kitabı bitirdiğimde aklıma onca karakterin arasından bir Suç ve Ceza'nın Svidrigaylov'u geldi. Ama Werther'inki binlerce kat daha temiz daha güzel bence,nedense Stefan Zweig'e kafa tutar gibi saf aşklara olan hayranlığım artıyor(onun karakterlerinin de aşkı eğer eşleri olmasa veya bir ihanet olarak kabul edilmese pek tabii saf), gerçek hayatta onlara rastlamak,ve bu tevafuğu yaşamak tüm hayalperestlere nasip olsun :)
Her zaman öyle değil midir? Mutsuz olduğumuz zamanlar başkalarının mutsuzluğunu daha bir derinden duymaz mıyız? O zamanlar duygular incelip güçleniyor.