Bir hırsızın, katilin, çaşıdın, genel kadının yaptığı işin çirkinliğini görüp utanacağı düşünülür genelde. Oysa tam tersi olur bunun. Kötü talihinin ya da günahlarının, yanlışlıklarının sonucu düşen, kötü yola sapan insanlar -ne denli yanlış olursa olsun- durumlarını iyi, saygıdeğer görecekleri bir dünya görüşü edinirler kendilerine. Bu görüşü sürdürebilmek için de aynı görüşün paylaşıldığı bir çevrede yaşamaya başlarlar. Çalmaktaki becerikliliğiyle övünen bir hırsız, rezilliğiyle övünen bir genel kadın, canavarlığıyla övünen bir katil görünce şaşırıyoruz. Bu şaşkınlığımızın tek nedeni, bu insanların kendilerine özgü bir çevreleri olması, en önemlisi de bizim onların bu çevresinin dışında olmamızdır. Zenginlikleriyle, yani soygunculukla övünen zenginler; utkularıyla, yani başkalarını öldürmekle övünen komutanlar; güçleriyle, yani güçsüzleri ezmekle övünen hükümdarlar da aynı şeyi yapmıyorlar mı aslında? Bu insanların durumlarını haklı göstermek için benimsedikleri dünya görüşünü, iyilikle kötülük üzerine düşüncelerini çirkin görmememizin tek nedeni, böyle kötü düşünen insanların çoğunlukta olmaları, bizim de onların arasında olmamızdır.
Kişioğlu, bir şeyler yapabilmek için önce işini önemli, iyi bellemek zorundadır. Bu nedenle durumu ne olursa olsun, her zaman işini ona önemli, iyi gösterecek bir dünya görüşü yaratır kendine.
Kendine inanmayı bırakıp başkalarına inanmaya başlamasının nedeni, kişinin kendine inanarak yaşamasının son derece güç olmasıydı: Kendine inanarak yaşayabilmesi için kişinin bütün sorunları, küçük hazlar peşindeki yaşayan ben'in istediği gibi değil, hatta çoğunlukla onun istediğinin tam tersine çözümlemesi gerekir. Öte yandan, başkalarına inanırsa çözümleyeceği hiçbir şey yoktur. Her şey çözümlenmiştir, hem de yaşayan ben'in istediği gibi. Dahası kendine inanarak yaşarken çevresindeki insanların eleştirileriyle karşı karşıya kalıyordu hep. Oysa başkalarına inanmaya başlayalı beri herkes övüyordu.