Yabancısıyım Bu Şehrin
Uzun seferlerin uzadıkça kısalan yollarını bölen şerit çizgilerinde buluyorum bu sefer kendimi
Dışımda bir nubihar havası
içimde dört mevsimin kargaşası
başucumda düşüncelerim,kaybettiklerim ve bir iki parça vefasızlık kokan bekleyişlerimle dolu bir sırt çantası
Metropol şehrin geleceği meçhul yolculuğunda...
Yaşayanların yabancısı olduğu şehrin yabancısı olmak sırıtmıyordu, şehrin göbeğinde varlığını devam ettiren yeşil ağaçlar kadar.
Yaşayanlar yaşama bedellerini önceden tahsis ettiklerinden her anını dolu dolu geçirmek durumundaydı.
Tanıyor gibiydim sanki
bütün yüzleri simaları...
Mesela şu az ötede kulaklık takıp kafa sallayıp gözünün önünde işlenen zulümlerden ve arkasında zannettiği ölümden bihaber kahkaha atanlar tanıdıktı mesela.Bana dokunmayan bin değil onbin sene yaşasın diyen bu kişiler İbrahim ateşe atılırken onu yalnız bırakanlar değil miydi ?
Peki ya şu metroda gördüklerim.Hayatın gerçekliklerinden gayesinden uzak bir dahamı dünyaya gelecez dünyaya sorusuyla nereden geldik nereye gidiyoruz sorularını nefislerine unutturmaya çalışanlar onlarıda tanıyor gibiyim.
Evet evet şunlar İsa çarmıha gerilirken izleyenler değil mi ?Hayır ama neden onlar gibi bakıyorlar...
Ve en çokta şu cuma çıkışında gördüklerime aşinayım sanki
Hatta isimlerini dahi hatırlar gibiyim...Yusufun kardeşleri gibi konuşuyorlar kendi aralarında.Değilse neden onlar gibi giyinmişler...
İşte bahsedilen metropol şehir;binbir hayat binbir resim .Yüzbinlerce yüz ve milyonlarca değişik maske.Ve sokaklar;karnını doyurmaya çalışanlar,gözünü doyurmaya çalışanlar en çokta egosunun tatmini için çalışanlar.En güzel ben olmalıyım derken gittikçe çirkinleşen ruhlarını aç bırakanlar...
Ruhlarına her gün ağır yaralar almasına karşın eline batan bir diken için hastanelere koşanlar