Bu kitabın çocuk edebiyatı kategorisinde değerlendirilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü “Küçük Prens” aslında küçük bir çocuğun gözünden biz yetişkinlere ayna tutan, hatalarımızı sorgulatan ve anlamlı dersler veren bir eser. Çoğu yetişkin, zamanla kendi çocukluğunu unutuyor ve çocukların dünyasını anlamakta zorlanıyor. Bir çocuğun dünyasına adım atmak ve onu anlamak, ancak onunla kaliteli zaman geçirmekle mümkün. Ne yazık ki, yoğun yaşam temposu içerisinde birçok ebeveyn bu sorumluluğu yerine getiremiyor. İhmal edilen ve anlaşılmayan çocuklar, zamanla içine kapanıyor, dış dünyayla bağlarını koparıyor ve kendilerini yalnızlıkla çevreleyen bir döngüye hapsediyorlar.
Kitabın yazarı, Fransız bir savaş pilotu olan Antoine de Saint-Exupéry. Yazar, İkinci Dünya Savaşı sırasında, bir görev uçuşu sırasında hayatını kaybetmiş. Bu eser, onun New York’ta bir otel odasında yazdığı ve belki de kendi iç dünyasını yansıttığı bir hikaye. Kitap, Sahra Çölü’ne düşen bir pilotun, orada karşılaştığı küçük prensle dostluğunu anlatıyor. Küçük prens, kendi gezegeninde bir gül yetiştiriyor ve ona derin bir sevgi besliyor. Ancak, gülün ona söylediği bir yalan yüzünden hayal kırıklığına uğrayarak gezegenini terk ediyor ve yeni dünyalar keşfetmeye karar veriyor.
Yolculuğu sırasında altı farklı gezegeni ziyaret eden küçük prens, bu gezegenlerde farklı insan karakterleriyle tanışıyor. İlk gezegen, otorite tutkunu bir kralın hüküm sürdüğü yer. İkinci gezegen, yalnızca kendini beğenmiş bir sanatçının yaşadığı, toplumdan kopmuş bir dünyayı temsil ediyor. Üçüncü gezegen, umutsuzluklarını unutmaya çalışan bir sarhoşun evi. Dördüncüsü, yalnızca sahip olma arzusuyla yaşayan bir işadamının gezegeni. Beşinci gezegen, sorgulamadan görevini yerine getiren bir fenercinin dünyası. Altıncı gezegen ise