"Tuhaf iş yahu, hiç böyle kaçan adam görmemişim. Hem de duvara doğru koşsun.” Muhsin Bey, “Deliydi belki de,” dedi. “Onlar, çoğu zaman böyle yavaş hareket ederler.” “Pek deliye benzemiyordu ağabey. Bakışlarından, kendisini kovalayanların suçluluğu belli oluyordu.” Muhsin Bey ısrar etti: “Canım, akıllı bir adam böyle bir durumda kendini haklı görür mü? Kafasına bir şey saplanmıştı herhalde.” Tombalacı Arif de adama karşı çıktı: “Peki, haklıydı da neden kaçıyordu?” Bakkal Rıza Bey, “Belki de haklı olduğunu ispat edebilecek durumda değildi,” dedi. Ergün, “Yapmayın Rıza Bey,” dedi. “İnsan, haklı olduğunu bile bile kaçar mı?” Sevgi, “Kaçabilir,” dedi, kendine güvenen bir sesle. “Evet,” dedi Hikmet de. “Bu kadar haklı olduğu halde, böylesine haksız görünmeye de dayanamamıştır. Kaçmakla, bir bakıma bütün dünyayı suçlamaktadır belki de. Böyle bir toplum için yaşayamayacağını anladığı için kaçmaktan başka çare bulamamıştır." Bu cümleler, herkesten kaçmak isteyen insanların int*harını anlatırken beni çok etkiledi ve bana İsmet Özel'in eski bir röportajında söylediği şu sözleri anımsattı: "40 yaşıma kadar hep intiharı düşündüm, ama 40 yaşımdan itibaren insanların intihar etmeye değmeyeceklerini düşünmeye başladım. Bana göre intihar, geride kalanlara yönelik ağır bir suçlamadır. Bu mesajı verebileceğin tıynette insan olmadığını düşününce de intihar etmiyorsun."