İmkansızın Şarkısı- Haruki Murakami
Sadece okuyanları değil Japonya'yı da ikiye bölen bir kitabın incelemesiyle karşınızdayım. Hiç şüphesiz İmkansızın Şarkısı Murakami'nin Japonya'da ünlü olmasını en çok sağlayan kitap. Giresun okuma kulübü ile beraber şubat ayı kitabı olarak okuduğumuz bu kitap bizi de ikiye böldü.
Haruki Murakami bence yalnızlığı iliklerine kadar hissetmiş ve bize bunu derinlemesine anlatan bir yazar. Kitap boyunca bütün karakterler yalnız. Japon Edebiyatının genelinde olduğu gibi kitaba bir mutsuzluk hali egemen. Int-!-h@r ne yazık ki onurları için yapılan doğal bir eylem olarak görülmekte. Kitapta da çok fazla mevcut. Ama kitabı okuyanların sevmediği genel konu ise kitaba hakim olan cins€llik. Sürekli bir er○t!zm ve
s€ks hali ile yazar derdini anlatmaya çalışmış. Evet cins€llik hakim kitapta ama herhangi bir zorlama hali olmadığı için kara listeye almadım ben. Bunun yanında karakterlerin hepsinin psikolojik olarak sıkıntıda olduğu, birçok rahatsızlığı bize karakterler ile anlattığı, bunların yanında karakterlerin alt yapılarını da yazarın çok güzel kurduğunu düşünüyorum yazarın. Boşluk ve anlam arayışında olan Vatanabe'den, toplumun materyalist yüzünü anlatan Nagasawa'ya kadar karakterlerin alt yapılarını sevdim ben. Çok akıcı bir dili olduğunu söylemeliyim kitabın.
Japon Edebiyatına hakim olmayan, okumaya aşina olmayan birine bu kitabı öneremem. Ama ben yazılanların altındaki anlamı sorgulamayı seviyorum, yalnızlık ve melankoli benim göbek adım diyorsanız Murakami ile bu kitapta tanışabilirsiniz.
Doppler- Erlend Loe
Evet linçlenmeye hazırım. En sonda söylenecekleri en başta söyleyeyim. Ben kitabı sevmedim arkadaş. Hayır, hatta gıcık oldum.
Neden?
Hemen size şöyle açıklayayım.
Önce kitabın anlatmak istediklerinden bahsedeyim sizlere. Baş kahramanımız Doppler bu yaşantıdan kaçıp ormana yerleşir. Yerleşir dediysem öyle bungalova eve falan değil bildiğiniz çadıra. Dahası insanın rahat yaşamasına özel her şeyi geride bırakarak. Örneğin para... kendi usullerince takas ekonomisini geri getirmeye çalışıyor karakterimiz. Sonra ormanda kendisine geyikten bir en yakın arkadaş ediniyor. Kitap insanların toplumun kalabalığından kaçıp doğaya sığınmasını, minimalist yaşamın güzelliğini, kapitalist sistemin zorluğunu anlatmak istemiş ama bence anlatamamış. Tamam çok zorlarsan bunları çıkarabilirsin ama karakterin bencilliği, bu bunalmışlığının ve kaçışının arkasındaki alt metni bize hiç veremedi bence yazar. Biri Ergen biri 5 yaşında iki çocuğu, anneleri ile birlikte bırakıp onların sorumluluğunu almak istemeden ormana yerleşiyor hatta eşini yeniden hamile bırakıyor. Bunların hepsini de bir kenara bırakıyorum yağsız süt içmeden duramıyor beyefendi. Bilmiyorum çok doluyum a dostlar. Kuzey insanının dertsizliği mi diyeyim, cağğnım ülkemin bizi yoruşu mu diyeyim, ne dersek diyelim. Bu kitap benim için olmadı. Devamını da okumayı düşünmüyorum.
Eğer okuyup da sevenler varsa karşılıklı tartışmak isterim açıkçası..
Öneremedim bu sefer efendim.