Avare kalbini bağlayabileceği bir şeye ihtiyaç duyuyordu; yan tarafını çekiştirip duran kalbini; her akşam dışarı çıktığında, yaklaşık bu saatlerde rayihalı ve tutkulu fırtınalarla doluymuş gibi görünen kalbini. Onu meşe ağacına bağladı ve orada yatarken içindeki, çevresindeki çırpınmalar duruldu; küçük yapraklar sarktı, geyikler durdu; soluk yaz bulutları oldukları yerde kaldılar; yerdeki kolları bacakları kurşun gibi ağırlaştı; öyle sakin yattı ki geyikler yavaş yavaş yanına yaklaştılar, kargalar etrafında dönendiler, kırlangıçlar dalıp daireler çizdiler, sinekkuşları hızla geçtiler, sanki bir yaz akşamının bütün bereketi ve şehvetli faaliyeti onun bedenine bir örümcek ağı gibi dolanmıştı.
Ama ne yazık ki, hayvanları ve bitkileri şaşırtıcı bir dakiklikle canlandırıp solduran zamanın, insan zihni üzerinde böyle basit bir etkisi yoktur. Üstelik insan zihni zamanın kütlesini tuhaf bir şekilde etkiler. Bir tek saat, insan ruhunun garip özüne yerleşir yerleşmez, saat cinsinden uzunluğunun elli ya da yüz katına kadar genişletilebilir; öte yandan, bir saat, zihnin kronometresinde tam olarak bir saniyeyle de temsil edilebilir. Saatin üzerindeki zamanla zihnin içindeki zaman arasındaki bu olağanüstü farklılık yeterince bilinmez..
Özgürlüğün; insanların kendi istekleri ile yarattıkları durumlara tam karşıdan bakmalarını ve o durumların sonuçlarına katlanmalarını gerektirdiğine inanıyorum..