Tam da o akşam -Gregor geçen onca süre içinde keman sesi duyduğunu hatırlamıyordu- mutfaktan keman sesi duyuldu. Alt kiracılar akşam yemeklerini çoktan bitirmişlerdi, ortadaki eline bir gazete alıp diğer ikisine birer yaprak vermiş, sonra da arkalarına yaslanıp okumaya ve purolarını tellendirmeye başlamışlardı. Kemanın sesi duyulur duyulmaz dikkat kesildiler, ayağa kalkıp parmak uçlarında holün kapısına kadar yürüdüler ve burada birbirlerine iyice sokulup ayakta dikildiler. Sesleri mutfaktan duyulmuş olmalıydı ki baba seslendi: “Beyler müzikten rahatsız mı oldular acaba? Hemen durdurabiliriz.” “Aksine,” dedi ortadaki, “küçükhanım bizim yanımızda çalmak istemezler mi acaba? Burası çok daha rahat ve geniş ne de olsa.” “Aa rica ederim,” diye seslendi baba, kemanı çalan kendisiymiş gibi.
Dünyanın yoksullardan beklediğini onlar fazlasıyla yerine getiriyordu; baba küçük banka memurlarına kahvaltılarını getiriyordu, anne başkalarına çamaşır dikeceğim diye kendini tüketiyordu, kız kardeş ise müşterilerin arzularına göre tezgahın arkasında koşturup duruyordu, ama ailenin gücü bundan daha fazlasına da yetmiyordu artık. Annesiyle kız kardeşi, babasını yatağına götürdükten sonra geri döndüklerinde, ellerindeki işleri kenara koyup birbirlerine sokulduklarında, hattâ yanak yanağa geldiklerinde; annesi şimdi Gregor’un odasını gösterip “Şu kapıyı kapa Grete,” dediğinde ve yan odada kadınların gözyaşları birbirlerininkine karışırken, hattâ gözyaşları kurumuş halde gözlerini masaya diktikleri sırada Gregor
tekrar karanlıkta kaldığında, sırtındaki yara adeta yeni açılmışçasma acı vermeye başlıyordu.