Göğsünde vurup parçalanan kalbi, nihayet
Bir saçları kan, gözleri keskin dişi çeldi.
Artık bitecek ruhunu sarsan bu şeamet,
Zira saçı kan sevgilinin ismi eceldi...
İçtin de ecel zehrini sen kendi elinle
Hala bu gönül hangi uzak bölgeyi bekler?
Bak, haykırıyor “Boştur ümitler” diye dinle,
Zulmette keder besteleyen gamlı köpekler.
Bir dinle adem ülkesinin ruhunu: Yer yer
Davet ediyor bak seni binlerce kucaklar...
Bir sır gibi, sevda gibi sessiz gezinenler
Bir gün seni otlarda uzanmış bulacaklar...
Kalbin benim olsun diyorum çünkü mukadder...
Cismin sana yetmez mi? Çabuk kalbini sök, ver!
Yoktur öte âlemde de kurtulmaya bir yer!
Mutlak seveceksin beni, bundan kaçamazsın...
Râm ol bana, ruhun yeni bir âleme girsin...
Yazmış kaderin: Aşkıma ömrümce esirsin!
Aklınla, şuurunla, hayalinle bilirsin:
Mutlak seveceksin beni, bundan kaçamazsın...
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Selim’in yaşayanlarla ilgisi kalmamıştı. Kendisi de yaşıyor sayılamazdı. İnandığı mefhumlar arasında arkadaşlık diye de bir şey vardı ki onu Şeref’in mezarında buluyor ve oraya, yaşayan bir insana gider gibi gidiyordu. Zaten Selim’e göre yaşamak sadece yaşamak; ölüm ise hatıralarda, gönüllerde, tabiatta ve ebedî karanlıkta yaşamaktı. Yahut da sadece hatıralarda, hatıralardan silindikten sonra tabiatta, tabiatta parçalandıktan sonra ebedî karanlıkta yaşamaktı. O karanlıkta kaybolmak, unutulmak ne güzeldi! Dünyanın bütün güzelliklerine veda etmekte büyük bir fedakarlık vardı ve her fedakarlık gibi bu da muhteşem bir şeydi.
Sevdiği büyük askerler arasında Mete başta gelirdi. Çünkü o hem asker, hem de teşkilatçıydı. Ordu değil millet yaratan adamdı. Aylarca uğraşarak yaptığı haritalar üzerinde Bilge Tonyukuk ve Kül Tegin’in seferlerini incelemiş ve bu iki kumandana hayran olmuştu. Selçuklulardan Çağrı Beğ’i çok beğenir, fakat “kumandandan ziyade kahramandır.” derdi. Her girdiği savaşı kazanan Afşin Beğ hakkındaki bilginin eksik olmasına acınırdı.
Kendisini bu kadar duygulandıran da galiba bir dert ortağının olmayışı, hatta derdini işitecek bir yabancının bulunmayışı idi. Bunu keşfettikten sonra tekrar kitaba daldı:
Gönlüm dolu âh u zâr kaldı...
Bir gönülün âh u zâr ile dolmasının ne demek olduğunu gönlü rahat olanlar anlayamazdı.