Kaan Karakuş

Kaan Karakuş
@ElPsyCongroo94
Kan Kalesi
Elbet bir hinlik vardır seni sevişimde ey kanıma çakıllar karıştıran isyan saçlarıma bin küsür yalnızlığı takıp girdiğim şehre insan varlığımızdan tuhaf tohumlar bıraksam günü geçmiş bir gazete, toprak bir çanak bir daha gelmem belki diye bir not bakır maşrapanın yanında şeytanlar da yürür benimle herhal ıslık çaldığım için bir şahan tüylerini döker ardımsıra artık bırakılmaktan yapılma bir adam sayılırım böğrümde kambur çocuklardan bir payanda. Gizemli bir dehliz gibi şehri dolaşıyorum sıkıca tutuyorum kendimi şehre karışmaktan alıkoymaya her yerimde urlar çıkıyor, biraz kürt, biraz köylü, biraz makina kangren oluyorum bahar geldiği için urlarımı kesiyorum kör bir usturayla ama kopmuyor onlar ve bana şehri dolaştırıyor bırakabileceğim her şeyi bıraktırıyor bana kızlardan geçilmiyor köprüler, ayak bileklerime dek yükseliyor kız tortuları tülbentlerden kanı süzülürken körpe yavruların bir bazı şeyler bulmalı yüzümüze tebelleş olan bu korkuya – Avluya çık – Avluya kara bir şey bırakılmış (bir bomba)
Sayfa 48 - Tiyo Yayınları 36.Baskı·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅

Kaan Karakuş

, bir kitabı okumaya başladı
James Clear
8.3/10 · 21,1bin okunma
İmkansızlık, ancak akılsızların sözlüğünde bulunan bir kelimedir.
Hayata Dair
Leporella
“Doğru düzgün bir kimyacı, herhangi bir şairden yirmi kat daha yararlıdır,” diyerek onun sözünü kesti Bazarov. “Demek öyle,” dedi Pavel Petroviç ve sanki uykuya dalmak üzereymiş gibi kaşlarını kaldırdı. “Demek, sanatı kabul etmiyorsunuz, öyle mi?” “Asıl sanat para kazanmaktır, yoksa basurdan başka bir şey değildir!” diyerek Bazarov alaycı bir şekilde güldü.
Can Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Kendi Hayatını Yaşamamak
Puan vermedi·192 syf.··
2026 2. kitabı
“ ‘Peki dünyanın en büyük yalanı ne?’ diye sordu delikanlı, şaşkınlık içinde. ‘Ne mi? Hayatımızın belli bir anında, yaşamımızın denetimini elimizden kaçırırız ve bunun sonucu olarak hayatımızın denetimi yazgının eline geçer. Dünyanın en büyük yalanı budur.’ “ Yazarın asıl anlattığı şey umut değil, insanın kendi hayatından nasıl uzaklaştığı. Çünkü kitap boyunca Santiago’nun savaştığı şey çöl değil. Korku, belirsizlik, vazgeçme isteği, insanların ne düşüneceği, güvenli olanın uyuşturucu etkisi. Santiago başta özgür biri gibi görünüyor ama aslında o da diğer insanlar gibi güvenli tekrarların içinde yaşıyor. Sadece onun içinde bulunduğu kafesi daha geniş. İnsan bazen özgür olduğunu sanarken sadece alıştığı rutinin içinde dolaşıyor. Mesela kristalci karakteri, Santiago’nun tersine hayalini gerçekleştirmek istemiyor. Hayalini canlı tutmayı tercih ediyor. Mekke’ye gitmek istememesinin sebebi inanç eksikliği değil; hayalini gerçekleştirdiği an yaşayacak bir şeyi kalmayacağından korkması. Kristalci karakteri burada kitabın trajik merkezi aslında. Çünkü o adam başarısız değil. Tam tersine toplumun gözünde düzenli, mantıklı, stabil biri. Ama ruhsal olarak durmuş durumda. Hayalini bilinçli şekilde gerçekleştirmiyor çünkü o zaman geriye kendi boşluğu kalacak. Gerçek hayatta da insanların büyük kısmı böyle. Başarısız olmaktan çok, gerçekten denemekten korkuyorlar. Çünkü denediğin anda artık bahanen kalmıyor. Simyacı karakteri ise bana göre bir insan değil, bir fikir. Disiplinin, sadeliğin ve netliğin sembolü gibi. Sürekli “kalbini dinle” kısmı çok romantik geliyor ilk bakışta ama aslında kitapta kalp dediği şey duygusallık değil. Korkunun altındaki gerçek arzu. İnsan kendi iç sesini duymakta zorlanıyor çünkü zihni sürekli toplumun sesiyle dolu: garanti iş, güvenli hayat,
Edebiyat
SimyacıPaulo Coelho · Can Yayınları · 2024246,4bin okunma