-Sevgili Defne, bana bisiklete binmeyi öğrettiğin için teşekkür ederim. Dört tekerlekli bisiklete bindiğimde beş yaşındaydım. Korkularım da yaşımla birlikte büyüdüğünden, o iki fazla tekerlek hep ayaklarımda ağırlıktı. Artık daha hafifim. Artık, daha az korkuyorum.
-Sevgili Defne, korkuttum seni bugün değil mi? Ben de korktum. Ambulansta elimi tutarken alıyordum. Bu defa gözyaşlarının sebebini biliyordum ama elimden ölmemek için dua etmekten başka bir şey gelmiyordu. Neyse ki başardım, değil mi? Kaç gün daha kazandım bilmiyorum, ama başardım… Son gördüğüm şey göz yaşını olsun hiç istemedim.
-Sevgili Defne, bugün tam üç ay oldu seninle tanışalı. Hayatımın ne denli değiştiğini sana anlatmaya kalksam, dilim dönmez. Buraya yazmaya kalksam, beceremem. Sana söylemedim ama, bugün, ölüyorum sandım bir an. Gücüm tükenmiş, nefes almaya takatim kalmamış gibi oldu. Ama sonra sen elinde listemizle geldin, son iki madde kaldı, dedin heyecanla… Güçlü bir nefes çektim içime o an. O nefes, senin içindi.
-Sevgili Defne, bugün doğum günümdü. Uzun zaman sonra ilk kez biri benim için pasta yaptı. Geçen gün içime çektiğim gülüşün nefesin kalan yarısını da mumlarımı söndürmekte kullandım; değerdi… Bir yaş daha alamayacak olma fikri canımı acıtsa da çok mutlu oldum. Hediyeni gördüğümde hüngür hüngür ağlamak istedim, ama yanlış anlamandan korkup tuttum kendimi. Üç ayda, çocukluk hayallerimi bile gerçekleştirmeye çalışmanın benim için ne demek olduğunu sana nasıl anlatırım bilmiyorum… İlk gün, seninle sohbet ederken, annemle babamın seni bana yolladığını düşündüğümü söylemiştim hatırlıyor musun? Artık eminim. Sen, onlar tarafından bana yollanmış bir meleksin. Defne… Biliyorum, bunu söylemem bencillik olacak. Hele ki bunları ben öldükten sonra okuyacağını düşünürsek… Ama ölüme giderek