Bir hafta önce, bir maden arayıcısına bir taş biçiminde görünmek zorunda kaldığını anlattı. Zümrüt aramak için her şeyini terk etmişti bu adam. Beş yıl boyunca bir ırmağın kıyısında çalışmış, dokuz yüz doksan dokuz bin dokuz yüz doksan dokuz taş kırmıştı, bir zümrüt parçası ararken. İşte o anda vazgeçmeyi düşünmüş, oysa zümrüdünü bulması için bir taş, bir tek taş kalmıştı.
Aklınca sert oynuyordu. Ama ben neler görmüş geçirmiştim, bu yapay sertlik mi sökecekti bana? Nilüfer’in iradesi kumdan bir kaleydi artık ellerimde. Eğer o ana kadar yıkmadıysam o kaleyi, bu gerçeği idrak edince kendisine saygısının kalmayacağım düşündüğüm içindi. Ama hangi kadın böyle bir inceliği anlayabilir ki? Anlaşılmayan inceliklerim yüzünden kabalaşmaya mecbur kalmaktan nefret etmişimdir her zaman.