Ağıda neden bu kadar çok insan katılır? Ağıdın çekiciliği nereden gelir? Ağıt insanlara ne verir? Katılan herkese aynı şey olur: avcı sürüsü ya da mütecaviz sürü, suçunun kefaretini, ağıt sürüsü haline gelerek öder.
Büyülü gerçekçi yazarlar arasında adına sık rastladığımız Marquez'in "Kolera Günlerinde Aşk" romanı bu alanda sizi çokta tatmin edecek bir eser olmamasına rağmen yer yer zamansal kargaşalara gark olmak bir nebze hoşunuza gidecektir. Yazarın "Yüzyıllık Yalnızlık" adlı eserini okumadığım için, oradaki büyülü gerçekçiliği üzerine bir şey diyemiyorum fakat Borges'in "Yolları Çatallanan Bahçe" adlı kitabının öykülerinde rastladığım o büyülü gerçekçi atmosferle kıyasladığımda, Kolera Günlerinde Aşk'ın o kuyuya bir taş atmışlığını gördüğümü söyleyemem.
Peki bu büyülü gerçekçilik nedir?
Büyülü gerçekçilik, gerçek ve fantastik, alışılmış ve alışılmamış olanı bir arada kullanır. Fantastik veya alışılmamış olan, eserde büyülü bir hale dönüşür. Dolayısıyla, büyülü gerçekçilik, gerçek ve fantastiğin mükemmel oranda bileşimi olarak algılanmalıdır. Büyülü gerçekçi bir eser, doğal olan ile doğaüstü olanı okuyucuyu şaşırtmadan kaynaştırmalıdır.*
Kitaba adını veren "kolera" bir benzetmedir burada, "kolera" Transito Ariza tarafından oğluna yakıştırdığı bir aşk halidir.
Bir çok yerde eski salgından bahsedilse de ve zamanı geldiğinde kullanılacak bir durum olsa da kitabın adına kanarak okuyacak çok kişi olacağını düşünüyorum ki bunlardan biri benim. - 2015 te edindiğim kitabı şu coronavirüsü yüzünden okumaya başladım, evet -
Kolera aslında güzelce kullanılmış, kılıfına uydurulmuş bir vaziyet alır kitabın sonlarında, benzetme dedik evet ve okuduğunuz onca sayfa sadece son sayfalarda kitabın adını bulur, yani size kolera günlerinde aşkı sunar.
Ben bu kitaba başlarken çok başka bir taslakla başlamıştım fakat hiç beklediğim gibi olmayan olaylar silsilesi beni bezdirmekten öte gidemedi, başlarken "Veba" 'da anlatılan o bulaşıcı hastalık kavramının bir aşk çerçevesinde kapsamlı bir şekilde
Bu öylesine açık bir kuruntuydu ki, Doktor Juvenal Urbino yuvasının huzurunu ne denli tehdit ettiğinin tam zamanında farkına vardı ; bunu sezinler sezinlemez, "Üzülme sevgilim" diyordu karısına hemen "suç benimdi. " Karısının beklenmedik, dediğim dedik kararlarından korktuğu kadar hiçbir şeyden korkmuyordu; çünkü bunların kökeninde hep bir suçluluk duygusunun yattığına inanıyordu.
... Ama Florentino Ariza, yıllar sonra, aynanın önünde saçlarını tararken keşfetti bu benzerliği; bir erkeğin babasına benzemeye başladığında yaşlanmaya başladığını da ancak o zaman anladı.