Elif zehra polat

Elif zehra polat
@Elezherii
Gaziantep
5 okur puanı
Ocak 2025 tarihinde katıldı
Puan vermedi
Ölümün varlığı, aslında yaşamı daha çok hissetmenin kapısıymış. İrvin Yalom hem kendi korkularını hem de danışanlarının ölümle yüzleşme süreçlerini bizimle paylaşıyor. Kitapta en çok dikkatimi çeken şey, ölüm korkusunun aslında çok yaygın ama çoğu zaman sessizce yaşandığıydı. Yalom bunu bastırmak yerine görünür kılmaya çalışıyor. Çünkü diyor ki, ölümü konuşmadığımızda değil, onunla yüzleştiğimizde özgürleşiyoruz. Gerçek danışan öyküleriyle örülmüş olması, kitabı çok daha samimi ve etkileyici hale getiriyor. Her biri farklı yaşlardan, farklı korkulardan ama ortak bir noktadan geçiyor: “Yaşamı yeterince yaşadım mı?”
1000Kitap
Güneşe Bakmak Ölümle YüzleşmekIrvin D. Yalom · Pegasus Yayınları · 20173,373 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi
Mardin’i daha önce görmüştüm, Mor Gabriel Manastırı’nın taşlarına ellerimi sürmüştüm. Ama bu kitabı okuduktan sonra içimde tekrar gitme arzusu kabardı. Bu kez sadece görmek değil, hissetmek istiyorum. O taşlarda yankılanan duaları, suskunlukla anlatılan hikâyeleri duymak istiyorum. Belki de bu yüzden “Kavim” yalnızca bir polisiye değildi benim için. O toprakların tarihini, inancını, acısını iliklerime kadar hissettiğim bir hikayeydi. Kitapta geçen şu cümle mesela: “Bazen bir halkın en büyük suçu, sadece var olmasıdır.” Bu satır içime oturdu. Çünkü yaşananları susturmakla yok saymak arasındaki farkı bize gösteriyor. Nevzat’ın geçmişle bugünü birbirine bağlayan arayışı, bana da bazı kapalı defterlerimi düşündürdü. Her şüphe, biraz da kendimize tuttuğumuz aynaydı aslında. Bir Hristiyanın ölümüyle başlayan bu yolculukta, aslında insanın inancını, vicdanını ve ait olduğu kimliği sorgulaması vardı. Ben en çok şunu düşündüm: Bir insan doğduğu dinle mi insan olur, yoksa kendi seçtiği inançla mı? Ve din sadece inanç mıdır, yoksa bir hafıza, bir kültür, bir yara izi mi?
1000Kitap
KavimAhmet Ümit · Everest Yayınları · 201920,7bin okunma
Puan vermedi
⠀ Zola'nın Germinal’i beni hem derinden sarstı hem de düşünmeye itti. Kitabı okurken sadece bir madenci grevini değil, karanlıkta yaşamaya mahkûm edilmiş insanların sessiz çığlıklarını duydum. Madencilerin yerin metrelerce altında, açlık ve ölümle iç içe çalışmaları sadece fiziksel değil, ruhsal bir çöküşü de anlatıyor. Ama işte tam bu noktada Zola’nın kalemi çok güçlü bir şey yapıyor: o karanlığın içinde yeşeren umudu gösteriyor. “İnsanların bu kadar acıya nasıl dayanabildiğine şaşıyordu.” Bu satırı okurken durdum. Çünkü sadece romandaki karakterler değil, gerçek hayatta da hâlâ nice insanın böyle yaşadığını bilmek içimi burktu. Étienne Lantier ile birlikte ben de sorguladım: Bir insan ne kadar ezilebilir? Ne zaman isyan eder? Ve asıl soru: Umut, nasıl olur da bu kadar karanlığın içinde var olmaya devam eder? “Yavaş yavaş, içlerinde bir şeyin uyandığını hissediyorlardı; isyan eden bir şey…” Bu satır, Germinal’in özeti gibi. Çünkü bu sadece açlığa, sefaletin getirdiği ölüme karşı değil; insan onuruna yapılan tüm saldırılara karşı yükselen bir çığlık. Kitap boyunca hissettiğim en güçlü duygu, direnmenin verdiği sessiz gururdu. Yorgun bedenlerle, aç karınlarla, suskun ama dimdik duran insanların hikâyesi… Ve sonra geliyor o cümle: “Toprakta bir şeyler kımıldıyordu. Bahar gelmişti. Germinal başlamıştı.” Karanlığın ortasında bile umut filizleniyor. Belki çok geç, belki çok zayıf... ama yine de var. Germinal bana şunu öğretti: Sistem ne kadar acımasız, dünya ne kadar adaletsiz olursa olsun, insanın içinde kırılmayan bir şey var. Ve o şey, umut.
GerminalEmile Zola · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201914,3bin okunma
Zeze
Puan vermedi
Zezé karakterinin büyüme sancıları, içsel çatışmaları ve çocukluğun o kırılgan evreni öyle derinden işlenmiş ki, okurken zaman zaman kendi içimde bir yerlere dokundu. Zezé'nin hayal gücüyle gerçeği birbirine karıştırdığı anlar, masumiyetle karanlık arasında gidip gelen duygular beni en çok etkileyen kısımlardı.Kitabın sonunda kalan duygu, yalnızca hüzün değil. Umut da var. O umut da tıpkı güneş gibi; bazen bulutların arkasında, ama hep orada. Kitabın adının neden "Güneşi Uyandıralım" olduğunu, son sayfaya geldiğimde daha iyi anladım. Bazen bir çocuğun kalbinde bile güneşi yeniden doğurmak için çok az bir sevgi yeterli olabiliyor.
1000Kitap
Güneşi UyandıralımJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 202342,8bin okunma