Mizah, doğrudan bir çatışmayı engelliyor, bazı şeyleri dile getirmeden ötekini eleştirme olanağı tanıyordu.
Farklılıkları şakaya dönüştürememek, iki kişinin birbirlerini artık sevmediğine (en azından aşkın yüzde doksanını oluşturan çabayı göstermeyi artık arzu etmediğine) dair bir işaret sayılabilir. İdeallerimiz ile gerçekler arasındaki duvarı esprilerle boyamıştık : her esprinin altında farklılıklara dair bir uyarı, hatta hayal kırıklığı vardı, ama üstesinden gelinmiş bir farklılıktı bu. Dolayısıyla, kıyıma gerek kalmadan geçiştirilebiliyordu.
Hayatımızdaki anlamlı saydığımız en ufak kırıntıları bile kendimizin yaratmış olabileceğimizi düşünmenin korkusu yüzünden; yazılı bir parşömenin (dolayısı ile üzerine yazılmış bir yazgının) yokluğunun ve uçakta kiminle tanıştığımız ya da tanışmadığımız gibi olayların, onlara yüklediğimiz anlam dışında bir şey ifade etmemesi endişesi yüzünden, kaderi icat ederiz.