"Eşyalar, bütün o tuzluklar, biblo köpekler, yüksükler, kalemler, tokalar, küllükler, tıpkı her yıl İstanbul'un üzerinden iki kere geçen leylek sürüleri gibi sessizce göç ederek dünyaya dağılıyorlardı."
"O zaman yalnız onun ehliyeti değil, gelecekteki mutluluğumuz da suya düşüyormuş gibi telaşlanır, Füsun'a sabretmesi, sakin olması için neredeyse yalvarırdım."
"Füsun'dan uzaksam, dünya, tıpkı parçaları karmakarışık olmuş bir bilmece gibi beni huzursuz ederdi.Füsun'u görünce bilmecenin, her şeyin bir anda yerli yerine oturduğunu hisseder, dünyanın anlamlı ve güzel bir yer olduğunu hatırlayarak rahatlardım."
"Yaşadığım hayat, Zaman'ı , yani Aristo'nun şimdi dediği anları birleştiren çizgiyi hatırlamanın çoğumuz için pek acı verici olduğunu bana öğretmiştir."