‘’jean baptise Grenouille yeryüzünden bir tek lifi kalmamacasına kaybolmuştu. Yamyamlar yemekten sonra yine ateşin başında toplaştıklarında hiçbirinden tek söz çıkmadı. Kah biri kah öbürü biraz geğiriyor, bir kemik parçası tükürüyor, sessizce dilini dişlerinin arasında gezdirip yutkunuyor, ayağıyla mavi ceketten arta kalmış bir parçayı ateşe itiyordu.’’
‘’ ama birden boynuna sarılmamış mıydı Richis, öç alıcı melek değil,eli ayağı çözülmüş, bir zavallılık içinde hıçkırıp burnunu çeken bir Richis, sarılmış boynuna, sıkı sıkı yapışmış üstüne, sanki bir mutluluk denizine düşmüş de ondan başka tutunacak yer bulamamış gibi
‘’Richis’ydi bu. Beni öldürecek diye düşündü Grenouille. Maskeme aldanmayan tek insan o. O kanmaz böyle şeye. Üstümde kızının kokusu var, insanı kan lekesi kadar ele verici bir şey. Kim olduğumu bilip öldürecek beni.öldürmeli’’
‘’sonuç olarak, zamanın en iğrenmeye değer canisinin idamı olarak hazırlanan olay, dünyanın milattan önceki ikinci yüzyıldan bu yana gördüğü en büyük Dionysos ayinine döndü.’’