‘’15 Nisan 1766’da karar verildi ve sanığa hücresinde okundu: parfümcü kalfası Jean- baptiste grenouille deniyordu, kırk sekiz saat içinde şehir kapısı önündeki meydana götürülecel, orada yüzü göğe bakmak üzere ahşap bir çarmıha bağlanarak kendisine canlı halde demir bir çubukla, kol,bacak, kalça ve omuz kemiklerini kıracak olan on iki darbe vurulacak, sonra çarmıha sıkıca bağlanarak çarmıhın dikilmesiyle ölümüne kadar orada teşhir edilecektir.’’
‘’ Ah bu kokuyu elde etmek istiyordu. O zamanki Rue des Maraisli kızda olduğu gibi acemice, boşu boşuna ele geçirmek değil. Onun kokusunu sırf içine çekmiş, böylece de yok etmişti. hayır duvarın arkasındaki kızın kokusuna gerçekten sahip olmak istiyordu; onu bir deri gibi üstünden sıyırıp kendi kokusu yapmak istiyordu.’’
‘’Baharda yola çıktı, mayıs ayında bir gün, sabah erkenden. Baldini kendisine bir sırt çantası vermişti, ikinci bir gömlek, iki çift çorap, büyük bir sucuk, bir at çulu ve yirmi beş frank.’’
‘’Tanrım inanılır gibi değil, diye mırıldandı. Amor ve psycheydi bu, en ufak kuşu yoktu. Amor ve psyche ne kadar nefret etse değecek o dahiyane koku karışımı olduğundan; öyle kılı kılına kopya edilmişti ki,Pelissier bile kendi ürününden ayırt edemezdi’’