Masallar, masallar... Pamuk Prensesli, Külkedili masallar... Başında kurdelesi, uzun kirpikleriyle prenslerini bekleyen kızlar... Ve prensler...
Romanlar, öyküler... Biri kız biri oğlan iki çocuklu aileler... Mutfakta kek pişiren mutlu anneler, evrak çantalı kocalar, yüzü gözü morarmış kadınlar, çılgın sevişmeler, karşılıklı orgazmlar...
Masallar, Romanlar... Filmler... Dört duvar arasında mutluluk simgesi kadınlar, donuk bakışlı, gülümsemesiz anneler...
İçimde bir şeyler açıldı. Onların beni sevip sevmediği önemli değildi. Önemli olan, onların bana verdiği şeyi benim nasıl alabildiğimdi. Onlar her zaman olduğu gibi aynı anne babamdı. Fark benim içimde meydana geldi.
Annem beni doğururken zor deneyimler yaşadığını anlattı, bunlardan birinde doktor forseps kullanmış. Bunun sonucunda, çok sayıda morluğun ve çöküğün oluştuğu bir kafatasıyla doğmuşum. Annem ilk başta görünüşümün onun beni kucaklamasını zorlaştırdığını pişmanlıkla açıkladı. Onun hikayesi yankılandı ve içimde ta derinde hissettiğim o mahvolma içimi hazırlamama yardımcı oldu. Özellikle doğumumdan kalma travmatik anılardan dolayı, ben ne zaman yeni bir proje 'doğursam' ve toplum içinde yeni bir çalışmamı sunsam, bedenimde saklı kalan bu duygu su yüzüne çıkıyordu. Bunu anlamak bile bana huzur verdi. ayrıca beklenmedik biçimde, annemle ikimizi yakınlaştırdı.
Yıllarca anne babamı sert bir şekilde yargıladım. Kendimi onların olduğundan daha becerikli, çok daha duyarlı ve insancıl görüyordum. Benim yaşamıma ters düştüğüne inandığım her şey için onları suçladım. Şimdi içimde eksik kalan şeyleri doldurmak üzere onlara geri dönmem gerekiyordu. Ailem, benim zayıf yanımdı. Başkalarından sevgi alma becerimin annemden sevgi alma becerime bağlı olduğunu fark etme noktasına geliyordum.