Osman Balcıgil'in "ipek sabahlık" adlı kitabından tanıdığım Suat dervişin okuduğum ilk kitabı Fosforlu Cevriye, kitabın dili akıcı okuması gayet keyifli bir kitaptı. Yeşilçamda Türkan Şorayla birlikte tanıdığımız fosforlu Cevriyeyi okurken ne kadar zevk alsamda zihnimde hep Türkan Şoray canlanması hoş olmadı, kitabı okumadan filmini izlememek gerekiyor, gerçi sinemaya ve müzikale uyarlanan fosforlu Cevriyelerin konuları farklı ve kitaptan uyarlanmadığı söylense de aynı replikleri içeriyor.
İstanbul sokaklarında büyümüş, evsiz, barksız, anasız, babasız Cevriye; yaşamın kendisine verdikleri ile yetinmiş, gözü yukarılara kaymamış, erkeklere istediklerini “sadece” bir defa vermiş, ikinci kez aynı kişi ile ilişkiye girmemeye özen göstermiş, çevresindeki -kadın, erkek bütün yasaya uymadan yaşayan- kişilerce tanınan ve tanıyan biri. Bir gece, bir kayık içinde uyuyup kaldığında, ceketini üzerine örtüp, elindeki ağır paketlere rağmen onu belinden kavrayıp, taşıyarak, evine götüren, sıcak bir oda, bir yatak, -hatta çay- verip, yattığı yatakta yanında yer açtığında gelmeyerek, divanda yatan, en önemlisi ilk kez ona “siz” diye biri… Cevriye, evinde (yatağında) bir hafta geçirdiği, adını, kim olduğunu hiç bir zaman öğrenemediği bu kişiye, ilk kez, onbeş yaşında el değmemiş bir kızın saflığı ile aşık olacaktır, yılların (sokaklarda büyümüş) fahişesi, aşkın ne olduğunu bilmeden. Ayrılacakları zaman, o adam, “bir daha kendisini aramaması, burada gizli kaldığını, kendisinden kimseye söz etmemesi” söyler. Cevriye ketumdur. Bu söze uyar. Fakat zaman zaman oraya, O’na gitmeye karşı koyamaz. Yine ona gitmeye hazırlandığı bir gece, çevresindeki yasadışı kişilerden birisi tarafından eline tutuşturulan eroin paketi ile yakalanınca, önce tutuklanır, bir yıl hapis cezası alır ve cezası