Bu aşım, dünyanın daha önceden bütün ayrıntılarında bilinmesinin arkasından gelecek olan bir aşımdır. Farabî çok anlamlı bir şekilde, Faal Akıl'a yükselmenin yolunun önce bu dünyanın bütün akılsallarının (ma'kullerinin) bilinmesinden geçtiğini belir- tir. O halde tanrısal âleme yükselmenin ve mutluluğa eriş- menin yolu bu dünyanın reddinden ve ondan kaçmaktan değil, onu bütün derinliği ve genişliği ile bilmekten geçer. Fârabînin "akl"ın yerine "nakl"i, "kâl"in yerine "hal"i, "nazar"ın yerine "keşf"i koyması düşünülemez bile. Netice olarak diyebiliriz ki, Farabî'nin mistisizmi "entelektüel" bir mistisizmdir. Onun mistisizmi bireyi Tanrı'nın varlığında asimile eden, eriten, onun bireyselliğini, kişiliğini ortadan kaldıran bir "ittihat" mistisizmi değil, kendi içinde kendi üzerine yükselten, arıtan, ilke karşısında kişiliğini, bireysel- liğini muhafaza ettiren "ittisal" mistisizmidir.