Elif ceylan

İlk Var Olan (mavcûd) bütün diğer var olanların varlı- ğının (vucûd) ilk nedenidir (sabab). O her türlü eksiklikten (naks)¹ münezzehtir. Buna karşılık O'ndan başka her varlık- ta bir veya daha çok sayıda, bir tür eksiklik olması zorun- ludur. Ancak İlk, tüm bu eksikliklerden arınmıştır. Dolayı- sıyla onun varlığı en üstün (afdal) varlıktır ve diğer bütün varlıklardan önce gelir (akdam). Onun varlığından daha üstün olan ve ondan önce gelen bir varlığın olması mümkün değildir. Demek ki O, varlık üstünlüğü (fadıla) bakımından en yüksek derecede ve varlık mükemmelliği (kamâl) bakı- mından en üst mertebededir. Bundan dolayı O'nun varlık ve tözüne (cavhar) yokluğun ('adem) karışması hiçbir şekilde mümkün değildir.
Sayfa 3·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bu aşım, dünyanın daha önceden bütün ayrıntılarında bilinmesinin arkasından gelecek olan bir aşımdır. Farabî çok anlamlı bir şekilde, Faal Akıl'a yükselmenin yolunun önce bu dünyanın bütün akılsallarının (ma'kullerinin) bilinmesinden geçtiğini belir- tir. O halde tanrısal âleme yükselmenin ve mutluluğa eriş- menin yolu bu dünyanın reddinden ve ondan kaçmaktan değil, onu bütün derinliği ve genişliği ile bilmekten geçer. Fârabînin "akl"ın yerine "nakl"i, "kâl"in yerine "hal"i, "nazar"ın yerine "keşf"i koyması düşünülemez bile. Netice olarak diyebiliriz ki, Farabî'nin mistisizmi "entelektüel" bir mistisizmdir. Onun mistisizmi bireyi Tanrı'nın varlığında asimile eden, eriten, onun bireyselliğini, kişiliğini ortadan kaldıran bir "ittihat" mistisizmi değil, kendi içinde kendi üzerine yükselten, arıtan, ilke karşısında kişiliğini, bireysel- liğini muhafaza ettiren "ittisal" mistisizmidir.
Farabinin sistemi bir bir anlamda Vahdet-i Vücudçudur. Her şeyin Tanrı'dan çıktığı, Tanrı'nın tözünden pay aldığı, tanrısal tözün bir modifikasyonu olduğu görüşünü savunur. Sonra, yine onun bilgi teorisi, psikolojisi, antropolojisi, ahlâki hedef olarak insana, "kazanılmış akıl” seviyesinde göksel alana yüksele rek onun bir parçası olan Faal Akıl'la birleşmeyi teklif eder Bu ona göre insani saadetin en üst noktası, kurtuluşun, cen netin ta kendisidir. 14 Ancak dikkate değer olan nokta şudur: Farabî bu noktaya ulaşmak için dünyayı reddetmeyi, on- dan kaçmayı değil, onu aşmayı öğütler.
Farabî'nin sistemini genel olarak bir spiritüalizm olarak nitelendirmek uygun olacaktır. Farabîci felsefenin genel ça- tısı Plotinusçu "sudûr" panteizmine dayanmakla birlikte Farabînin teolojisi (ve buna bağlı olarak metafiziği, kozmo- lojisi, psikolojisi) eklektiktir: Yani Geç Yunan felsefe gele- neğinde örneklerine tesadüf edildiği biçimde Platonculuk ve Aristotelesçiliğin, içine Stoacı unsurlar da katılmak suretiyle Yeni-Platoncu yönde telif edilmesine dayanır. Nihayet bütün bu telif, İslam'la temasa getirilerek İslami dogmanın talep- lerine karşılık verebilecek bir tarzda dönüşüme tabi tutulur.
"Farabî'ye göre felsefe öncelikle Irak halkı olan Kaldeliler arasında ortaya çıkmış, onlardan Mısır'a ve daha sonra Yunanlara intikal etmiştir. Yunanlardan da Süryanilere geçmiş ve nihayet Arapların eli- ne, yani bir anlamda anayurduna ulaşmıştır." O halde bu ge-lenek özel olarak kimseye ait değildir, herkese aittir (Farabî, Peygamber'e atfedilen ünlü sözün, "felsefe [hikmet], müminin kaybolmuş malıdır. Nerede bulursa almalıdır," şeklinde anlaşılmasına muhtemelen anlayışla yaklaşırdı). Çünkü bu gelenek, insanın özünü teşkil eden "etik-politik" yanına, ihtiyacına en iyi cevabı vermektedir. Ve yine Farabî'ye göre dinin özü de "etik-politik"tir. Böylece Farabî'de, ana kaygısı "etik-politik" olduğu düşünülen Platoncu felsefe ile yine ana kaygısı "etik-politik" olarak algılanan İslam vahyi, "pratik felsefe" zemininde birbiriyle buluşturulmaya ve birbiriyle uzlaştırılmaya çalışılmaktadır.