İnsanlığın elinde daha adil ve barışçıl bir dünya düzeni için pek çok imkân var. Bunun için bizden farklı olan in- sanlarla belli ahlâkî ilkeler çerçevesinde yaşamayı öğren- memiz gerekiyor. Ötekiyle barış içinde olabilmekse, kendi- mizle barışık olmamıza bağlı. Kendisiyle barışık bir ben, aynı zamanda kendisinin üstündeki aşkın gerçekliği tanıyan ve içselleştiren bir akılla hayat bulabilir. Kendimiz kalarak evrensel değerlere sahip çıktığımız gün, yerel olanla evrensel olan arasındaki gerilimi de aşabiliriz. Diller, kültür- ler, âdetler, tarihler, etnik kimlikler arasındaki farklılıkları yadsımadan aşabilecek bir atıf noktası, ancak bütün bun- ları kuşatan, ama onların üstünde duran bir aşkın ilkeler bütünü ile sağlanabilir. Doğu'yla Batı arasındaki ilişkilere bu açıdan bakan Rene Guenon, Doğu ve Batı (1924) adlı kitabında sahici bir diyalog ve bir arada yaşama kültürünün ancak böyle bir temel üzerinde mümkün olacağını mişti. O günden bu güne yaşadıklarımız Guenon'un öngö- rülerini haklı çıkardı. Rudyard Kipling'in "Doğu doğudur, Batı batıdır/ve bu ikili hiçbir zaman bir araya gelmeyecek- tir; ta ki yer ve gök Tanrı'nın büyük hüküm kürsüsünde hazır bulunana kadar" kehanetini boşa çıkarmak için bu il- keler bütününe her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.