Elif ceylan

Beyaz Adamın Yükü
sırtlan beyaz adamın yükünü dök ortaya en iyi mahsülünü gönder oğullarını sürgüne efendilerinin istediği hizmeteyüklen beyaz adamın yükünü vahşidir barışın savaşları doldur tıka basa açlığın ağzını ve emret hastalığa durmasını sen hedefine en yakın olduğunda sona erer ötekilerin arayışı tembelden ve budala kafirden gözünü ayırma düşürür senin bütün umutlarını suya
Rudyard Kipling·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
İnsanlığın elinde daha adil ve barışçıl bir dünya düzeni için pek çok imkân var. Bunun için bizden farklı olan in- sanlarla belli ahlâkî ilkeler çerçevesinde yaşamayı öğren- memiz gerekiyor. Ötekiyle barış içinde olabilmekse, kendi- mizle barışık olmamıza bağlı. Kendisiyle barışık bir ben, aynı zamanda kendisinin üstündeki aşkın gerçekliği tanıyan ve içselleştiren bir akılla hayat bulabilir. Kendimiz kalarak evrensel değerlere sahip çıktığımız gün, yerel olanla evrensel olan arasındaki gerilimi de aşabiliriz. Diller, kültür- ler, âdetler, tarihler, etnik kimlikler arasındaki farklılıkları yadsımadan aşabilecek bir atıf noktası, ancak bütün bun- ları kuşatan, ama onların üstünde duran bir aşkın ilkeler bütünü ile sağlanabilir. Doğu'yla Batı arasındaki ilişkilere bu açıdan bakan Rene Guenon, Doğu ve Batı (1924) adlı kitabında sahici bir diyalog ve bir arada yaşama kültürünün ancak böyle bir temel üzerinde mümkün olacağını mişti. O günden bu güne yaşadıklarımız Guenon'un öngö- rülerini haklı çıkardı. Rudyard Kipling'in "Doğu doğudur, Batı batıdır/ve bu ikili hiçbir zaman bir araya gelmeyecek- tir; ta ki yer ve gök Tanrı'nın büyük hüküm kürsüsünde hazır bulunana kadar" kehanetini boşa çıkarmak için bu il- keler bütününe her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.
Sayfa 156·Kitabı okudu
Avrupa kolonyalizminin tarih boyunca gördüğümüz savaş yahut işgallerden farklı bir nitelik arz etmesidir. "Me- denîleştirme misyonu" (la mission civilizatrice/vazife-i te- meddün) duygusuyla hareket eden Avrupalılar, başka top- lumları sömürmenin ve kendilerine benzetmenin (asimilas- yon), "beyaz adamın yükü olduğuna inanmışlardı. Bu ta- rihî misyon, evrensel bir düzenin kurulması için zorunlu görülüyordu. XIX. yüzyılda formüle edilen ırkçı ulus teori- leri, ırk tasnifleri, antropoloji çalışmaları, tarih okumaları, edebiyat ürünleri, siyasî kavramlar, felsefe sistemleri, kültür ve medeniyet kurguları ve hatta moda tasarımcılığı, Avru- pa-merkezci yeni dünya görüşüne ve düzenine doğrudan ya da dolaylı yollardan katkıda bulunmaktaydı.
Sayfa 110·Kitabı okudu
Farklı kültürler arasındaki ilişkilerin sadece demografi ve siyasî maslahat üzerinden tanzim edilebileceğini söyle- mek, kalıcı ve köklü bir barış kültürünün inşası için yeterli değildir. Bu, özellikle İslâm-Batı ilişkileri söz konusu oldu- ğunda daha da kesinlik kazanan bir durumdur. Ahlâkî te- mellere dayanmayan bir çoğulculuk, bizi ancak kültürel anarşizme götürür. Bir arada yaşama iradesi temelde ah- lâkî bir duruştur. Farklı din ve kültürlerin varlığını kabul et- mek de özünde ahlâkî bir tutuma işaret eder. Kalıcı ve yapıcı bir diyalog, ancak böylesi evrensel, ama aynı zaman- da bağlayıcı bir çerçevede mümkün olabilir. Zira ahlâkî il- keler, kültürel farklılıkların ve rölativizmin ötesinde, diyalo- gun muhataplarında karşılığı olan evrensel umdelerdir. Bu zemini başlangıç noktası kabul ettiğimizde, farklılıkları bir zenginlik; "öteki"ni, "ben"i zenginleştiren ve güçlendiren bir unsur olarak görebiliriz.
Sayfa 154·Kitabı okudu
Bunun en kayda değer örneği, beklenmedik bir kitap yazarak İslâm'ı açıkça savunan Henry Stubbe'dir (ö. 1676). Tipik bir "Rönesans insanı" olan Stubbe, tarihçi, kütüphaneci, ilâhi- yatçı ve doktor kimliğiyle öne çıkar. Stubbe'nin kitabı An account of the rise and progress of Mahometanism with the life of Mahomet and a vindication of him and his re- ligion from the calumnies of the Christians adını taşır. 10 Stubbe, Hz. Muhammed hakkında dengeli değerlendirme- ler yapmakla kalmaz, aynı zamanda İslâm'ın insan aklına ve tabiatına daha uygun bir din olduğunu söyler. Bunu ya- parken Hıristiyan teolojisine ve Katolik kilisesine dolaylı eleştiriler yöneltir. Aşağıdaki paragraf bu noktayı tavzih ediyor:
Sayfa 99·Kitabı okudu