Elif ceylan

Kişinin çektiği acılar ya da yaşamasının bir anlamı olmayacağı iddiası, ötenazinin dayandırıldığı gerekçelerin başında gelir. Böyle bir iddia, hayatın bedensel olarak yaşanan zevklerin ötesinde bir anla mının olmadığı ön kabulüne dayanan seküler-materyalist bir hayat telakkisinden kaynaklanmaktadır. Ölümü hayatından uzaklaştıran modern insanın,vaşlıların yaşamasını anlamlı kılması zaten müm-kün değil. O halde yaşlıların ya da hastaların, toplumun anlamlandırmak istemediği bir hayat yaşamaktansa "ölümü tercih etme hakkı" olmalıdır! 1. Alain Badiou, Etik. Çev. Tuncay Birkan. İstanbul: Metis Yayın-ları, 2004, s.
Sayfa 46·Kitabı okudu
Reklam
Bu konuyla ilgili nadir haberlerden biri Koray Çalışkan'ın eleştirel tonunu da ele veren "Anne Sütlü Pilav" başlıklı yazısıydı. Dünyadaki açlığa anne sütündeki geni pirinç çeltiğine aşılayarak çözüm bulmaya çalışan önerileri, "yeni yamyamlık" olarak iğrenç bulan Çalışkan'ın bu tepkisine Dünya Bankası başkanı da katılıyormuş yazıdan öğrendiğimize göre. "Ne sakıncası var açlı-ğa çare olacaksa?" sorusunu soranlar olacaktır. İlk önce "Dünyadaki açlık, arzdaki kıtlıkla mı ilgili yoksa adil bölüşümle mi?" sorusunu cevaplamamız gerekir. İkinci olarak da bu pilavın anne sütünde kaynatılmış pirinçten ibaret olmadığı, genetiği değiştirilmiş bir pirinçten yapıldığına dikkat çekilmeli. Soru şu: İnsan, bitki ve hayvan genlerini karıştıran çözüm önerileri, tartışmasız kabul edilebilecek öneriler midir? Biz bu tür biyoetik sorulara ve bu sorular etrafındaki tartışmalara daha ziyade tıp kongrelerinde rastlıyoruz. Peki OECD'nin bu konulara eğilmesinin sebebi ne? Biyoteknoloji 2030'larda en-düstride, tarımda ve sağlıkta çok önemli bir yer işgal ediyor olacak, OECD'nin tahminlerine göre. Endüstrileşmiş ülkelerde Gayrı Safi Milli Hasıla'nın yüzde üçe yakınını, gelişmekte olan ülkelerde ise daha fazlasını teşkil edecek. Fakat diyor OECD uzmanları, "Böyle olabilmesi için hükümet ve endüstri, ticarileşmenin önündeki engelleri ortadan kaldırma 11. Hükümet desteğiyle yatırım azlığı sorunu çözülmeli, mesela embriyo ve kök hücre araştırmalarında olduğu gibi yasaklayıcı tedbirler kaldırılmalı, etik tartışmaların ve toplumsal karşı çıkış-ların önü kesilmeli ve pazarın yapısı biyoteknolojinin önünü açacak şekilde düzenlenmeli." İşte bu sebeple OECD ekonomik bir işbirliği örgütü olarak biyoteknoloji konusunda 2030'u hedefleyen yol haritaları çizip raporlar hazırlıyor. Şirketlere ve hükümetlere
Sayfa 49·Kitabı okudu
Moğolların çevreye yaptığı "hizmetler" yapılan bir araştırmayla da kanıtlandı: "ABD'deki Carnegie Enstitüsü Küresel İklim Bölümü'nün tarih boyunca önemli olayların iklime etkisinin incelendiği araştır-masına göre, modern çağın iklim değişikliğinin tersine, Moğol İstila-sı yerküreyi soğuttu ve 700 milyon ton civarında karbonu atmosfer-den temizledi. Tarihin en zalim hükümdarlarından biri olan Cengiz Han'ın böyle iyi bir çevre karnesi almasının ardındaki gerçek ise bugünün çevrecilerini biraz rahatsız edebilir. Moğol İmparatorluğu'nun dünyanın yüzde 22'sini fethettiği 1,5 yüzyıl boyunca, Cengiz Han'ın at üstündeki istilacı göçebelerinin 40 milyon insanı öldürdüğü tah-min ediliyor. Araştırmaya göre, böylesine geniş bir bölgede nüfusun azalması sürülmeyen tarlaların ormana dönüşmesine neden oldu. Diğer bir tarifle, Cengiz Han'ın amansız istilası dünyada büyük bir alanda ormanların yeniden yayılmasına ve bu yeni ormanların da atmosferden daha fazla karbon temizlemesine yol açtı." (Radikal, 27/01/2011).
Sayfa 28·Kitabı okudu
Tıp teknolojisindeki gelişmeler hayata ve ölüme dair anlayışımızı değiştiriyor. Mesela "ölme hakkı"ndan, "yaşama hakkı"ndan bahsedebiliyoruz. Halbuki ölmek ya da yaşamak bir kaderdir, bir kaçınılmazlıktır. Bütün kadim anlayışlarda bu böyledir. Günümüzde biyoteknoloji bu kaçınılmazlıkları aşmak üzere hayatın ve ölümün sınırlarında geziniyor. O yüzden hem" ölümde iyi"yi (ötenazi) hem de "doğumda iyi"yi (öjenik) tartışıyoruz.
Sayfa 14·Kitabı okudu
Tarihin bilinen ilk çağlarından beri tıp ilmine "insan bütünlüğünün yeniden kazanılması" fikri hâkim olmuştu. Çünkü Tan-rı'nın yaratışı mükemmeldi. Tabibin görevi bu mükemmel dengeyi yeniden tesis etmekti. Günümüzde de insan bedeninin nor-mal fonksiyonlarını çalışır hale getirme fikri hâlâ önemli bir rol oynuyor. Ama tıbbi ilginin odağına bir başka nosyon daha dâhil oldu: Doktorlar, hastalarının fiziksel ve zihinsel durumlarını normal haline döndürmenin ötesinde tamamen sağlıklı insanların özelliklerini iyileştirme, geliştirme ile de ilgililer. Bu yüzden gü-nümüzde tıbbi anlayışa insan bütünlüğünün yeniden kazanıl-masından (restitutio ad integrum) ziyade, mükemmele ulaşmak için dönüşüm (transformatio ad optimum) fikri hâkim. Buna en-hancement diyoruz.4 ( 4. "Enhancement"ı iyileştirme olarak tercüme edebiliriz. Ama Türkçede tedaviye (healing) de iyileştirme dediğimiz için henüz tam karşılı ğa oturmuş değil. "İyileştirme"nin ortaya çıkarması muhtemel etik sorunlarla ilgili bkz. John Harris, Enhancing Evolution: The Ethical Ca-se for Making Better People. 5. baskı, New Jersey: Princeton University Press, 2010 ve John Harris, "Moral Progress and Moral Enhancement, Bioethics. Cilt 27, No 5, 2013, s. 285-290.)
Sayfa 11·Kitabı okudu
Reklam