Bu konuyla ilgili nadir haberlerden biri Koray Çalışkan'ın eleştirel tonunu da ele veren "Anne Sütlü Pilav" başlıklı yazısıydı. Dünyadaki açlığa anne sütündeki geni pirinç çeltiğine aşılayarak çözüm bulmaya çalışan önerileri, "yeni yamyamlık" olarak iğrenç bulan Çalışkan'ın bu tepkisine Dünya Bankası başkanı da katılıyormuş yazıdan öğrendiğimize göre. "Ne sakıncası var açlı-ğa çare olacaksa?" sorusunu soranlar olacaktır. İlk önce "Dünyadaki açlık, arzdaki kıtlıkla mı ilgili yoksa adil bölüşümle mi?" sorusunu cevaplamamız gerekir. İkinci olarak da bu pilavın anne sütünde kaynatılmış pirinçten ibaret olmadığı, genetiği değiştirilmiş bir pirinçten yapıldığına dikkat çekilmeli. Soru şu: İnsan, bitki ve hayvan genlerini karıştıran çözüm önerileri, tartışmasız kabul edilebilecek öneriler midir?
Biz bu tür biyoetik sorulara ve bu sorular etrafındaki tartışmalara daha ziyade tıp kongrelerinde rastlıyoruz. Peki OECD'nin
bu konulara eğilmesinin sebebi ne? Biyoteknoloji 2030'larda en-düstride, tarımda ve sağlıkta çok önemli bir yer işgal ediyor olacak, OECD'nin tahminlerine göre. Endüstrileşmiş ülkelerde Gayrı Safi Milli Hasıla'nın yüzde üçe yakınını, gelişmekte olan ülkelerde ise daha fazlasını teşkil edecek.
Fakat diyor OECD uzmanları, "Böyle olabilmesi için hükümet ve endüstri, ticarileşmenin önündeki engelleri ortadan kaldırma 11. Hükümet desteğiyle yatırım azlığı sorunu çözülmeli, mesela embriyo ve kök hücre araştırmalarında olduğu gibi yasaklayıcı tedbirler kaldırılmalı, etik tartışmaların ve toplumsal karşı çıkış-ların önü kesilmeli ve pazarın yapısı biyoteknolojinin önünü açacak şekilde düzenlenmeli." İşte bu sebeple OECD ekonomik bir işbirliği örgütü olarak biyoteknoloji konusunda 2030'u hedefleyen yol haritaları çizip raporlar hazırlıyor. Şirketlere ve hükümetlere