Elif ceylan

“Zalimin yaptıkları kendi gücünden değil,muhatabının güçsüzlüğündendir.
Reklam
“Bulunmamız gereken noktadan ne kadar uzağa gidersek, o kadar geri gelmek zorunda kalırız.”
Sayfa 243
bir köylünün böbreğini satın alıp nakil yaptıran yaşlı bir İsrailli-"Dünya bize 8 milyon kalp ve 16 milyon böbrek borçlu. Genc nin ifadesi bu. Benzer bir mantık, Zehra'nın Gözleri adlı tartış-ma yaratan İran yapımı dizi filmde de işleniyordu. Hasta oğlunun bütün organlarını Filistinli çocuklardan temin eden askerî doktor, son olarak Zehra'nın mavi gözlerini oğluna nakleder. Kutla ma toplantısında şu cümlelerle meşrulaştırır yaptıklarını: Filistinlilerin gözleri ve kalpleri bize aittir. Buna Hıristiyanlar da tin toprakları bize aittir ve burada ne varsa bizim malımızdır... dâhil. Hepsi bizim bahçemizde yetişen ağaçlar gibidir" Bu ifade-ler. Holocaust'un tazminatını sadece Alman merkez bankasının ödeyemeyeceğine, İsraillilerin bunu başta Filistinliler olmak üze re bütün dünyanın ciğerini, kalbini, böbreğini sökerek tazmin et-meye girişeceklerine işaret ediyor.
Sayfa 68·Kitabı okudu
Azınlık da olsa önemli bir İsrailli grup, organ nakli ile ilgi-li üstünlüğe dayalı aşırı görüşlere sahip. 1996'da Rabbi Yitzchak Ginsburgh (Lubavitch mezhebinin lideri ve Batı Şeria yerleşke-sindeki bir Yahudi okulunun dekanı) The Jewish Week adlı gaze-teye şöyle bir beyanat verir: "Eğer bir Yahudi'nin karaciğere ihtiyacı varsa, onu kurtarmak için oradan geçmekte olan herhangi bir masumun (Yahudi olmayan) karaciğerini alabilir miyiz? Evet, Tevrat buna izin verir." Ginsburgh daha ayrıntılı bir izahat da yapar: "Yahudi hayatının sonsuz bir değeri vardır. Yahudi ha-yatında onu Yahudi olmayan hayattan daha kutsal ve eşsiz ya-pan bir şey mevcuttur." Tabii ki bu Ortodoks görüşe sahip Yahudiler sayı olarak çoğunluğu teşkil etmiyor. Ama "seçilmişlik" fikri, dinî anlamda değilse de İsrail devletinin temelindeki Siyonist ideolojide siyasi-stratejik anlamda var olmaya devam etmektedir. Bilindiği gibi seçilmişlik hem din olarak Yahudiliğin hem de Yahudi toplumunun varlığının raison d'etre'idir. Fakat dinin kökeninde var olan ve modern öncesi dönemde "ebedî-dinî bir hakikat" olarak ka-bul edilen bu seçilmişlik fikri, Salime L. Gürkan'a göre, erken mo-dern dönemde Avrupalı ve Amerikalı Reformist Yahudilerin eliyle İsrail devletinin kuruluşuna zemin hazırlayan "evrensel-mesihi bir ideoloji"ye evrilmiştir. Daha sonraki dönemlerdeyse seçilmiş-lik, Yahudi Soykırımı (Holocaust) bilincini şekillendirerek, hem Amerika'da hem de İsrail'de bir "hayatta kalma siyaseti" çerçe-vesinde işlev görmüştür. Yani artık Yahudiler için seçilmişlik dinî bir hakikatten ziyade Holocaust sonrası hayatta kalma stratejisi-ni besleyen, İsrail devletinin sürekliliğine zemin teşkil eden top-lumsal-siyasal bir ideoloji haline gelmiştir. The Jewish Week, 26 Nisan 1996, s. 12 ve 31. 4. Salime Leyla Gürkan,
Sayfa 67·Kitabı okudu
Böylece bu tartışma dünya basınında bir depreme falan ne-redleri konuşuldu daha ziyade. İddialar arka planda kaldı. Araden olmadı. İsvec ile İsrail arasında kınama, özür dileme talep ve lık sonuna gelindiğindeyse İsrail'in organ hırsızlığını itiraf etti. ği haberlerini okuduk. 1988-2004 yılları arasında Ebu Kebir Ad. li Tıp Kurum Başkanlığı yapan Dr. Yehuda Hiss, Filistinliler baş ta olmak üzere ölülerin organlarını ailelerinin izni olmaksızın alıp organ nakli ameliyatlarında kullandıklarını itiraf etti. Daha doğrusu Berkeley Üniversitesi'nden antropolog Nancy Scheper-Hughes, 2000 yılında kendisiyle yapmış olduğu ve bu itirafların yer aldığı röportajı yayınladı. Scheper-Hughes, uluslararası organ ticareti üzerine çalışmaları olan bir akademisyen.
Sayfa 66·Kitabı okudu
Reklam