Doğmamış sakat çocukları ya da bitkisel hayattaki hastaları öldürmeye ahlaki olarak karşı çıkmanın tutamağı ne olabilir mesela? İnsanın öldürülmesine her ne olursa olsun karşı çıkanlar, hayatın kutsal olduğu argümanından hareket ederler. Hayat kutsal derken kastettikleri insan hayatıdır. "Fakat neden insan hayatının özel bir değeri olsun ki?" diye sorar biyoetik meselelere seküler bir çerçeveden bakan Peter Singer.5 Ona göre insanı tanımlayan şeyler bilinç,kendine hakim olma, gelecek duygusu, baş-
kalarıyla ilgi kurabilme, üzülme, iletişim kurma ve merak duygusudur. Bu duygulara sahip olmadıkları için "human vegetable" denilen bitkisel hayattaki kişiler, down sendromlu doğmasından endişe edilen bir fetüs onun "insan" tanımına girmez. Böyle olunca Singer'ın kişi anlayışına uymayan pek çok insandan bahsedebiliriz. Sonuç, korunmaya değmeyen bu nedenle de ölmelerine izin verilebilecek ya da öldürülebilecek insanlardır. Sakat ya da engelli doğmuş çocuklar, kaza, hastalık ya da yaşlılık nedeniyle karar verme sürecini, kavrama ve sürece katılma yetilerini yitirmiş insanlar bu kategoriye dahil olurlar
Ben bir ilahın ağzıyla ve sözüyle konuşan
Bir ilahın elleriyle hareket eden
Bir adam olmak istiyorum.
Seherden başlayarak, günün bereketlenmesine
Yarayacak eserler ortaya koymak istiyorum.
Zerdüşt, Zend-Avesta İlahileri ( Gathas)
Evrenin devasa ftrdolayı dönüşüyle
Tamamen yutulmuş ve sonsuzluk içinde
Onunla birlikte hareket eden
Bir insan düşünelim.
Üstün insanın artık benliği olmaz
Bilge kişinin artık kendi adı bile olmaz
Çünkü o, Bütün'le birlikte vardır.
Chuang-Tseu
Ben,
Beş duyunun bir araya gelmesiyle meydana
Getirilmiş sadece bir hayalettir
Ve bu hayaletin mutlak gerçeklikle
Hiçbir alakası yoktur.
Hui-N eng' in vaazları (Zen Budist rahip)
Budur işte insan-ı kamil ... O kendisinde
Bütün varlıkların tohumunu taşır.
Bütün hakikatleri kucaklayabilir
Onun varlığıyla dünya kıvamına kavuşur. ..
O Allah'ın yeryüzündeki halifesidir. ..
Ve Allah vardır demek, alem de birdir demektir.
İbn-i Arabi (Fususü'l-Hikem)
Ahlak/sorumluluk ile biyoloji arasındaki iliş-kinin tarihini Batı Avrupa özelinde şöyle özetliyor Nietzsche:
"Önceleri belli davranışların, onlara yol açan dürtüleri hiç dikkate almadan, basitçe faydalı ya da zararlı sonuçlarına bakarak iyi ya da kötü olduğunu kabul ediyorduk... Ardından iyilik ve kötülüğü dür-tülere bağladık ve davranışın kendisini ahlaki ola-rak belirsiz bir konuma ittik. Daha da ileri gittik ve belirli bir dürtüye iyi ve kötü özelliği vermekten vaz-geçip iyilik ve kötülüğü insanın bütün doğasına yö-nelttik: Bir ağaç nasıl topraktan bitiyorsa dürtü de o insandan çıkıyordu. Böylece insanı fiillerinin etkile-rinden, daha sonra bizzat fiillerinden, ardından dür-tülerinden ve en sonunda da doğasından sorumlu tuttuk. En nihayet insan doğasının da sorumlu ola-mayacağına, çünkü insanın doğasının da geçmiş ve gelecek birtakım unsurların ve etkilerin bir sonucu olduğuna kanaat getirdik. Ve böylece insanın ne doğasından, ne dürtülerinden, ne fiillerinden, ne de fi-illerinin sonuçlarından sorumlu tutulamayacağı so-nucuna vardık."
Anne çocuğun dünyasında, hayata bakış açısını temsil eder. Bir atasözümüzde, "Ağaca bakan keçinin dala çıkan oğlağı olur." denir. Bir de "At, süvarinin bak-tığı tarafa doğru ilerler" diye çok güzel bir özlü söz var. Yani, ço-cuk ne yapacağını nasıl yapacağını ve hangi davranışın ödül aldığını aileden öğrenir ve ona göre davranır.