Elif ceylan

Sonuç olarak: Çocuklar zihinsel süreçlerindeki özelliklerden dolayı izledik biz yetişkinler gibi algılayamamakta ve yetişkinlerden fark kilde etkilenmektedir. Çocuklar kurmaca-gerçek arasındaki la yetişkinler kadar kolay algılayamazlar. Dolayısıyla birçok açde çocuklar televizyon karşısında yetişkinlere oranla daha koru rakterlerin sempatik, bitmeyen güce sahip kahramanlar olan masiz durumdadırlar. Ayrıca medyada, şiddet uygulayan ka maktadır. Geçmiş yıllarda hepimiz haberlerde dört yaşındaki bir gösterilmesi çocukların bu kahramanlara özenmesine neden o çocuğun izlediği bir çizgi filmden etkilenerek uçmak için yeding kattan atladığını gözyaşlarıyla izlemiştik değil mi? Tablet ve telefonun, cocukların zihinsel gelişimden tutun da mo tor gelişimine kadar olumsuz etkilediği yönünde birçok araşt ma bulunmaktadır. Tüm yapılan çalışmaların ışığında özetlersek, Sıfır-üç yaş arasındaki çocuklar ekranlardan uzak tutulmadr. Bir çocuk üç-dört yaşından sonra günde on-on beş dakika tablette oyun oynayabilir. En fazla kırk beş dakika televizyon izleyebilir. Günde toplam bir saati geçmemesi ideal olandır Yedi yaş sonrasında ise ekrana maruz kaldığı süre en fazla bir buçuk-iki saat olmalıdır. En önemlisi ailecek geçirilecek keyifli vakitlerdir. Hiçbir tablet oyunu ya da televizyon programı bunun önüne geçmemelidi O halde çocuğunuzun sağlıklı gelişimi için korkmayın, sınırlayın
Sayfa 432·Kitabı okudu
Reklam

Elif ceylan

, bir kitap okudu
Puan vermedi·151 syf.·
2026 4. kitabı
Nazife Şişman
8.7/10 · 224 okunma
Descartes felsefesi insan olan ile olmayan arasındaki ayrı mı, zihin üzerinden yapmıştı. "Düşünüyorum, o halde varım" mottosuyla ifade edilen "insanlık" anlayışı, genetik müdahale, klonlama, yapay zeka vb. biyoteknolojik gelişmeler karşısında sorgulanabilir hale geldi. Çünkü insanlar arasında ve insanlar ile hayvanlar arasında doku ve organ alışverişi, "gerçek" insanlığın özünün ne olduğu ile ilgili sorunun cevaplandırılmasını da imkansız hale getiriyor. Teknoloji her geçen gün daha fazla in- sanı "insan ötesi beden" haline dönüştürüyor. Sürekli, yapıçö- zümü yaşayan bir siborg ontolojisi ve protez bir varoluş imka- nı sunuyor. Bu biyoteknolojik gelişmeler bizim "insanlık" anlayışımızı nasıl etkileyecek? İnsan ötesi bir varlığa mı dönüşüyoruz? Yok- sa zaten "üzerine et giydirilmiş zihin" olarak tanımlanmamızın kendisinde mi problem? Aydınlanma'nın "insan=düşünen hay van" ön kabulü üzerinden yapılan bu tartışmalara, insanın ruhu da olan bir varlık olduğundan hareket eden Müslümanlar, nere sinden dahil olacak? İşte bu sorular eşliğinde girdik yeni binyıla. Genetik ve biyoteknolojideki yeni gelişmeler, insanın moleküler boyutuna vurgu yapıyor. Ama insan ne sadece moleküler ve bi yolojik, ne de sadece psikolojik ve sosyolojik bir varlık. İnsan ay nı zamanda ve hepsinden önemlisi müteal bir varlık. İşte bu se- beple organ naklinden embriyonik kök hücre tedavisine, gene tik müdahaleden beyin kimyasını değiştiren nörolojik tedavilere kadar pek çok konuyu sadece pratik düzeyde değil tam aksine ve özellikle teorik düzeyde, metafizik, felsefi, dini, ahlaki düzeyler de tartışmamız gerekiyor.
ken safhalarından biri olduğu iddia edilmeye başlanmıştı. Son dört yüzyıldır Batılı düşünce, insanlık anlayışını "ger çek insan' "insan-ı kamil" gibi kavramlar üzerine değil, hay- vanlar aleminin en üstün üyesi olan "alelade insan" kavramı üzerine bina ediyor. Bu sebeple, Aydınlanma hümanizminin insanı, bu dünya ile sınırlı. Hem bedenine hem de bu dünyaya hapsolmuş durumda. Martin Lings metafizik ve evrenin yüksek menzilleri ile ilgilenmeyen bu çağdaş felsefi yaklaşımı, insanı tavanı alçak bir yere hapsedip sonra da uçmasına izin verme- ye benzetiyor.4 Böyle bir ortamda kanatlanmak tabii ki müm kün olmaz. İşte bu sebeple son birkaç yüzyıldır insanın kendi- ni aşması şeklindeki kadim arzunun tamamen bedene teksif olduğu görülüyor.
Geçen yıl Antalya'da yapılan Uluslararası İslam ve Biyoetik Sempozyumu'nda sunulan bir tebliğ bu soruna işaret ediyordu. "Sadece fetvalar üzerinden bir İslami biyoetik teorisi teşkil edilemez" diyordu genç biyoetikçiler.3 Günümüzde İslami biyo- etik dendiğinde fetvalardan başka bir malzeme akla gelmiyor. Müslümanlar bu konuda ne düşünüyor diye bir soru soruldu- ğunda hemen fetvalara müracaat ediliyor. Halbuki fetva külliyatı İslami biyoetikle alakalı düşünce ve tartışmaların bütününü tem- sil edemez. Biyoetiği fetvalar üzerinden değerlendirmek, kader ve ilahiyat ile ilgili temel soruları göz ardı ettiğinden İslam ilahi- yatına, hukuka ve biyoetiğe dair merkezi öneme sahip birtakım meseleler dikkate alınmıyor. Fetvalar daha ziyade toplumsal sonuçlara odaklandığından kişinin Yaratıcı karşısındaki konumunu da gözden kaçırmaktadır. Böyle olunca insan ömrünün geçiciliği, ahiretin hakiki yurt oldu- ğu gibi akidevi ve uhrevi bakış açısı dikkate alınmadığında "in- sanların çocuk sahibi olmak isteği fıtridir, maddi manevi sağlık- larını muhafaza için klonlama dahil her tür metodla çocuk sahi- bi olmaları mübahtır" şeklinde bir sonuca varılabilir
Sayfa 160·Kitabı okudu
Reklam