Aelita, titredi titreyecek bir sesle:
-Siz, peki... Dünya'yı neden terk ettiniz? -diye sordu. O öldü... Sevdiğim kadın yani, -dedi Los. - Hayatım karabasana döndü. Kendi kendi kendimle kalakaldım. Tek başıma. Ne umutsuzlukla baş edebilecek gücüm ne de yaşama isteğim vardı. Dünya'da yaşamak için çok cesur olmak gerek; her şey kin ve nefretle zehirlenmiştir, Dünya' da. Ben bir kaçak ve... ödleğim.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Evet, evet, evet..." diye söylendi kendi kendine. "Dünya'da değilim. Dünya çok uzaklarda kaldı. Buz çölleri ve başı sonu olmayan bir boşluk var Dünya'yla aramızda. Çok uzaklarda kaldı Dünya. Burada yeni, başka bir dünyadayım. Evet, ben bir ölüyüm. Bu kesin. Ruhum, bütün hayatım orada kaldı."
Yeniden yatağına oturdu. Göğsünde tam yüreğinin bulunduğu yere tırnağını gömdü. Sonra yüzükoyun yatağa uzandı.
"Bu ne yaşam ne de ölüm. Beyin canlı, bedenim de. Ama ben kendimi atılmış, savrulmuş hissediyorum. Bomboşum. Cehennem tam da bu olsa gerek."
"Orada da kurtulamayacağım kendimden. Dünya sınırlarının dışında, ölümün ötesinde... her zaman, her yerde zamansız, yapayalnız bir ruh olarak kalacağım. İyi ama ille de bu zehri içmeli, âşık olmalı, uykudan uyanmalı mıyım? Hiç uyanmamak, derin bir uyku içinde yaşamak çok daha iyi değil mi? Uzayda çivi gibi donmuş bir halde oradan oraya uçan yaşam tohumları gibi tıpkı? Uykulu uykulu gezinen, yaşam taşıyıcı buz kristalleri gibi? Hayır! O yaşam tohumunun ille bir yere konup gövermesi, filizlenmesi ve aşk hasretiyle yanmak, aşkın içinde eriyip yok olmak gibi, yalnız bir tohum olmaya son vermek gibi katlanılmaz acılarla dolu bir hayata gözlerini açması gerek. Üstelik bu kısacık rüya, sadece yeniden ölmek, yeniden yapayalnız kalmak ve sonsuz boşlukta uçan buz kristallerine dönüşmek için görülecek.”