Bizler, kişiliğimizin sınırlarını her zaman fazlasıyla dar çizeriz. Yalnızca bireysel bakımdan değişik gördüğümüz şeyi, kişiliğimizin kapsamı içine alırız. Oysa dünyadaki her şey bizde, bizim her birimizde vardır; nasıl ki bedenimiz başlangıcı balığa ve hatta ondan da gerilere uzanan bir gelişim sürecinin izlerini taşıyorsa, ruhumuz da şimdiye kadar insanların ruhlarında yaşamış olan her şeyi kendisinde saklı tutar. Yunanlılarda olsun, Çinlilerde olsun ya da Zulularda, bugüne kadar gelmiş geçmiş bütün tanrı ve şeytanlar tümüyle bizim içimizde yaşar;
imkân, istek ve çıkış yolu olarak içimizde hazır beklerler.
Dış dünya batıp gitse bile, bizlerden biri çıkıp onu yeniden kurabilir çünkü dağ ve ırmak, ağaç ve yaprak, kök ve çiçek, doğada şekillenmiş ne varsa hepsinin örnekleri bizim kendi içimizdedir, bizim ruhumuzdan kaynaklanmaktadır hepsi ve bu ruhun özü sonsuzluktur; biz tanımayız bu özü ama biz onu tanımasak da, söz konusu öz, sevgi gücü ve yaratıcı güç kimliğinde kendini açığa vurur.
Bana bir zamanlar söylediği ne çok sözü yeniden duyuyordum içimde! Ve bütün söyledikleri bugün bile anlamını yitirmemişti; güncelliğini koruyor, beni ilgilendiriyordu.