Bireysel psikolojinin yöntemi, ki bunu hiç duraksamadan itiraf ediyoruz, yetersizlik sorunu ile başlayıp ilgili sorunla son bulmaktadır.
Yetersizlik, gördüğümüz gibi insan çabasının ve başarısının temelini oluşturmaktadır. Öte yandan, aşağılık duygusu ruhsal uyum bozukluğu ile ilgili tüm sorunların temelidir. bireyin doğru dürüst bir üstünlük amacı saptayamaması durumunda, kendisinde bir aşağılık kompleksi oluşur ve oluşan kompleks kişide bir çözüm yolu arama gereksinimini uyandırır. Bir çözüm yolu ele geçirmek için duyulan bu gereksinim, bir üstüne kompleksinde açığa vurur kendini; söz konusu kompleks de yaşamın olumsuz ve yararsız tarafından benimsenip düzmece bir başarıya doyum sağlamayı vaat eden bir amaçtan başka bir şey değildir. Ruhsal yaşamın dinamizmini de oluşturan budur. Daha somut bir deyişle, ruhsal işlevlerdeki hataların belli zamanlarda diğer zamanlardakinden daha zararlı bir etki gösterdiğini biliriz. Ayrıca bildiğimiz bir şey daha vardır ki, o da yaşam biçiminin çocuklukta gelişen eğilim ve yönelimlerinde, yani dört, beş yaşlarında kurulan idealde kendini açığa vurduğudur. Dolayısıyla ruhsal yaşamımıza gösterilecek bakımın bütün yükü, aslında çocukların gereği gibi eğitilmesi üzerinde bulunmaktadır. Çocuk bakımına gelince, bu konuda en başta gelen amacın toplumsallık duygusunu geliştirilmesi sayılacağını, ilgili duygunun yardımıyla olumlu ve sağlıklı amaçların bellurlaşıp ortaya çıkmasında gözlemlenmiştir. Çocuklar bir kez toplum düzenine uymaya alıştırıldığında, pek geniş kapsamlı aşağılık duygusu gerekli yollara kanalize edilerek, bir aşağılık ya da üstünlük kompleksinin doğması önlenebilir.
Sosyal uyum, aşağılık duygusu sorununun öbür yüzüdür. Tek insan yetersiz ve güçsüz olduğundan, İnsanlar bir toplum içinde yaşar. Bu bakımdan, toplumsallık
Yaşama SanatıAlfred Adler · Say Yayınları · 20183,684 okunma
Yazar, özgürlüğün tanımıyla başlıyor kitaba," 'Özgürlük' sanıldığı gibi 'sınırsız' olmak demek değildir, tam tersine net ve güçlü sınırlara sahip olabilmenizle ilgilidir." Bu tanımlamadan ve yazarın vermiş olduğu, hayatta sayıları hiçte azımsanmayacak kadar çok olan bir şahisyet örneği sayın evet'in bir gününe bakıyoruz. insanın kendini tanımış olup, varlık ve benlik sınırlarını çizmesi sonrasında bu sınırları korumak adına vicdan rahatlığıyla sahiplendğimiz bir "hayır" cevabına ev sahipliği yapmamız gerektiği çıkarımına varıyoruz. Yazar, okurun kitaptan olabildiğince istifade etmesini sağlamak amacıyla, kendisini "hayır diyememe" problemi açısından değerlendirip tanıması için bir test uygulamış ve sonuç değerlendirmesi eklemiş. Bu testte ki soruların içerdiği sorunların çokta günlük yaşama hitab etmemesinden dolayı çok sağlıklı olduğunu düşünmesemde, okuru bu konuda az çok fikir sahibi yapabilir. İkinci kısım hayır diyemeyen insanları ve bu cevabı veremedikleri için karşılaştıkları problemleri ele almış. Hayattan verdiği bazı örneklerle bize çok basit gibi gelen ama aslında sınırlarımızı silikleştirerek bizim bile zamanla kendimize yabancılaşarak özgürlüğümüzü nasıl kaybettiğimizi çok iyi açıklamış. Verilen örneklerin herkesin mutlaka kendi hayatıyla özdeşleştirebilceği ve bu anlamda kendini rahatça değerlenedirebileceği şekilde olması kitabı, okur için daha anlaşılır ve uygulanabilir kılmış. Üçüncü kısımda "Hayır demek neden zordur" ana başlığının altına birçok alt başlık eklenmiş ve her yönden insanın "hayır diyememe' sebeplerine değinerek bunlardan nasıl sıyrılacağı ve böylece kendi benliği doğrultusunda belirlemiş olduğu sınırlarını koruyarak kendi istediğimiz hayatı yaşayabileceğimizi yazmış. Akabinde insanın bedensel, kişilik ve duygusal olmak üzere üç sınıra
Çok sevdiğim Yunus Emre'yi birçok kitaptan okudum ancak hiçbiri beni bu kitap kadar etkilememişti. Tarih, edebiyat ve aşk birbirleriyle çok güzel harmanlanmış. Kitap, Yunus Emre'nin Elif'e olan aşkı ve kavuşmasıyla başlarken daha sonra yaşadığı dönemin ateşinde onu kaybetmesiyle devam ediyor. Yunus Emre'nin Sitâre'sine (elif'ine) olan aşkı ve özlemi onu ilahi aşka götürmesinde rehberlik ediyor. Bizim Yunus'un Kendini bulmak için çıktığı bu uzun yola bir de sitâre'sinden yadigâr oğulları İsmail'in hasreti ve onu bulma umudu eşlik etmekte. Aşk, şiir, özlem ve umut dolu bu yolculuğa mutlaka şahit olun derim...
Türk edebiyatının ünlü isimlerinden Cemil Meriç'in "Disiplin içinde çalışmayı bu kitaptan öğrendim." Dediği eser. Yazar, özellikle gençler için bir "başucu kitabı" olan eserinde beş ana başlık altında "İrade" konusunu okuyucuya sunmuş. Kitaptaki ana başlıklar sırasıyla Meseleye giriş, kişiye özel tavsiyeler, çevrenin önemi, iç kaynaklarımız ve irade psikolojisi şeklinde ele alınmış.
İlk bölümde yazar, kitabında çalışma isteğinin nasıl uzun soluklu , düzenli ve nihayetinde kalıcı bir huya dönüşeceği üzerinde duracağını belirtmekte, sebat etmenin önemini özellikle vurgulamakta ve İrademize hakim olmanın yollarından birinin kendimize günlük görevler belirlemek olduğunu, ne kadar yoğun olursa olsun eğer bir çalışma düzensiz, dağınık ve hassasiyet gösterilmeden yapılıyorsa sağlıklı bir sonuç alınamayacağı çıkarımına varmaktadır. Nihayetinde özgür olmanın kendimizi, duygularımızı ve düşüncelerimizi kontrol etmekten geçtiğini söyleyerek bölümü sonlandırmıştır.
İkinci bölümde, yazar gençleri ve onlar üzerindeki büyük etkileriyle tembelliği, nefse düşkünlüğü açıklamakta. Bunlarla baş etmek, bütün bir ömür boyu insanda bırakacağı kötü etkilerinden korunmak ve metotlu, verimli, enerjik bir yaşam için gerekli olan çalışmayı tehdit eden büyük engellerden kurtulmak için önerilerde bulunmuş. Yazar, Akabinde en az tembellik ve nefse düşkünlük kadar tehlikeli olan kötü arkadaşlıkların ve onlarla olmanın bize olan getirilerine değinmiş. Huylar bulaşıcıdır. Bundan dolayı olmak istediğimiz kişi profiline sahip ve bununla birlikte sahip olmak istediğimiz huyları barındıran arkadaşlıklar bize çok daha iyi gelecektir. Çalışmamak için üretilen yaygın bahanlerin sebebleri ve çözümlerine bakılarak aslında bazı şeylerin çoklar terafından kabul görülsede öyle olmadığı ve dezavantaj olarak
İnsanın fabrika ayarları serisinin ikinci kitabında yazar "ilişkiler ve stres" konusunu ele almış. Kitap, "Olumlu ve zengin ilişkiler" , "Düşük stresli bir yaşam" olmak üzere iki bölümden oluşuyor. Her iki bölüm ayrıca çok sayıda alt başlık içeriyor. İlk bölümde insanın yaratılışı ve yapısı gereği sahip olması gereken ilişkiler ve ayrıca bu ilişkilerin ölçülerini, çeşitli araştırmalar ve günlük yaşamdan örneklerle açıklamış. Bunun sonucunda, aslında hepimizin yaptığı ama neden yaptığımız hakkında pek düşünmediğimiz bazı hareket ve davranışlarımıza anlam kazandırmış oluyor. İkinci bölümde ise psikolojik stres üretebilen tek canlı olan insanı hem duygusal hemde biyolojik olarak ele almış, yine ilk bölümde olduğu gibi çesiti araştırma ve örneklerle zenginleştirilmesi okur için kitabı daha kalıcı ve daha etkileyici hale getirmiş. Kendi fabrika ayarlarımızın yani bize uygun olmayan bir yaşam tarzının bizde uyandırdığı stresin ana sebepleri ve bunlara dair uygulanabilir çözümlerini açıklamış. Son olarak ürettiğimiz bu stresin bedenimiz üzerindeki ağır etkilerine kısaca değinmiş ve stres yönetimiyle ilgili uygulanabilir, basit ama çok etkili olabileceğini düşündüğüm önerilerde bulunmuş. Sonuç olarak zihinsel ve bedensel gerginlik sebebinin "duramamak" olduğunu vurgulamış. Hiç durmadan hızlıca akıp giden hayatlarımıza arada bir durup bakmak ve yavaşlayarak bazı şeyleri anlamlandırmak bize iyi gelebilir...