Elo

Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Kendi duygularımı düzenlediğimde oğullarımın da duygularını düzenleme becerilerinin zamanla beni hayrete düşürecek kadar arttığını hatta bazen onların beni düzenlemek için girişimde bulunduklarını fark ettim. Koregülasyon yani ebeveynin kendi duygularını düzenlemesi ile çocuğunun duygu düzenlemesine zemin hazırlaması durumu her zaman ebeveynin kendi üzerinde çalışması ile mümkün olabilir. Benim zihin haritam her zaman önce benim, ardından oğullarımın duygularını düzenledi. Sonuç olarak duygu düzenlemede ebeveyn lider olmalıdır ki bu doğaldır. Frontal korteksi henüz gelişmemiş çocuğun bu konuda liderlik yapmasını bekleyemeyiz, değil mi?
Bizim kültürümüz duyguların yoğun yaşandığı ama regüle edilemediği bir insan profili yaratıyor. Bunun iyi tarafları olduğu gibi olumsuz tarafları da var. Hissedilen duygu düzenlenmediğinde karşı tarafa empatiyi kaybedersiniz. Çünkü düzenlenmemiş duygularınız frontal korteksinizin düşünme becerisini elinizden alır. 'Karşı tarafın duyguları nedir, benim davranışlarım karşı tarafa ne hissettirir, acaba sınır aşımı yapıyor olabilir miyim?' gibi empati yoluna girmenizi sağlayacak sorular üzerine düşünmezsiniz. Empati yapmadan kurulan ilişkiler sağlıklı olmaz, sağlıklı sınırlar üretmez. Sürdürülebilir değildir.
Bu eleştirel bakış ailede başlıyor aslında. Çocuklarımız gün içinde binlerce doğru şey yaparlar. Ama bunun üzerinde durmayız. Yapması gerekeni yapıyordur. Oysa hata yaptıklarında hiç kaçırmayız. Çocuğa dikkatimizi yönelttiğimiz anların çoğu onun hata yaptığı anlardır. Bunun çok yoğun olduğu ailelerde karşıdakinin eksiğini bulmanın ve eleştirmenin çocuğun ilişki kurma yolu haline geldiğini görüyoruz. Çünkü bu çocuklar ebeveynlerinden gördüklerini kendi ilişkilerine aktarıyor ve ilişki sürdürmenin keyifli olmadığı insanlara dönüşüyorlar. Oysa çocuğun iyi ya da doğru yaptığı küçük şeyleri görüp seslendirmenin, hata yaptığında yapılan eleştiriler üzerinde daha çok düşünmesini sağlayacağı inancındayım.
İnsanlar ne zaman ağlarlar? Bunu kliniğimde çok sordum, istisnasız ilk cevap 'üzüldüğü zaman'dı. Zorladığımda, ağladıkları birçok zaman ve neden olduğunun ayırdına vardılar. Uzatmadan ben size ne zaman ağladığımı anlatayım. Üzüldüğümde ağlarım, çok mutlu olduğumda ağlarım, çok korktuğumda, hayal kırıklığına uğradığımda, hüzünlendiğimde, özlediğimde, biriyle hatta kendimle gurur duyduğumda, ister yergi ister övgü olsun utandırıldığımda ağlarım. Aslında tanıdığım birçok insanın bu durumlarda benim gibi ağladığına şahidim. O zaman ağlamanın üzüntünün ifadesi olmanın dışında daha genel ve duygularla ilgili bir görevi olabilir mi? Aslında ağlama insan bedeninde duygu regülasyonunun sağlanmasında başat rol oynar. Bu yüzden hemen her duygunun aşırılıklarında ağlama sürece eşlik eder hale gelir. Bir nevi bedenin emniyet supabı görevini görür. Aşırı duyguları oda sıcaklığına vardıran biyolojik bir tepkidir. Ancak sosyal anlamları da vardır. Bir bakıma, ilişkide olduğumuz diğerlerine 'zorlanıyorum, bana destek ol' mesajı da içerir.