Elo

Bu eleştirel bakış ailede başlıyor aslında. Çocuklarımız gün içinde binlerce doğru şey yaparlar. Ama bunun üzerinde durmayız. Yapması gerekeni yapıyordur. Oysa hata yaptıklarında hiç kaçırmayız. Çocuğa dikkatimizi yönelttiğimiz anların çoğu onun hata yaptığı anlardır. Bunun çok yoğun olduğu ailelerde karşıdakinin eksiğini bulmanın ve eleştirmenin çocuğun ilişki kurma yolu haline geldiğini görüyoruz. Çünkü bu çocuklar ebeveynlerinden gördüklerini kendi ilişkilerine aktarıyor ve ilişki sürdürmenin keyifli olmadığı insanlara dönüşüyorlar. Oysa çocuğun iyi ya da doğru yaptığı küçük şeyleri görüp seslendirmenin, hata yaptığında yapılan eleştiriler üzerinde daha çok düşünmesini sağlayacağı inancındayım.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
İnsanlar ne zaman ağlarlar? Bunu kliniğimde çok sordum, istisnasız ilk cevap 'üzüldüğü zaman'dı. Zorladığımda, ağladıkları birçok zaman ve neden olduğunun ayırdına vardılar. Uzatmadan ben size ne zaman ağladığımı anlatayım. Üzüldüğümde ağlarım, çok mutlu olduğumda ağlarım, çok korktuğumda, hayal kırıklığına uğradığımda, hüzünlendiğimde, özlediğimde, biriyle hatta kendimle gurur duyduğumda, ister yergi ister övgü olsun utandırıldığımda ağlarım. Aslında tanıdığım birçok insanın bu durumlarda benim gibi ağladığına şahidim. O zaman ağlamanın üzüntünün ifadesi olmanın dışında daha genel ve duygularla ilgili bir görevi olabilir mi? Aslında ağlama insan bedeninde duygu regülasyonunun sağlanmasında başat rol oynar. Bu yüzden hemen her duygunun aşırılıklarında ağlama sürece eşlik eder hale gelir. Bir nevi bedenin emniyet supabı görevini görür. Aşırı duyguları oda sıcaklığına vardıran biyolojik bir tepkidir. Ancak sosyal anlamları da vardır. Bir bakıma, ilişkide olduğumuz diğerlerine 'zorlanıyorum, bana destek ol' mesajı da içerir.
Mesele 'hayır'ın nasıl söylendiğidir. Mesele söylediğiniz 'hayır'ın çocuğa ne hissettirdiği, ne düşündürdüğü ve onun bundan ne anladığıdır. Anlamını yitirmemesi için 'hayır' düşünerek ağızdan çıkarılması gereken bir sözcüktür. Yerinde ve zamanında kullanılmalı, olur olmaz her şeye 'hayır' denerek kelimenin ağırlığını kaybetmesine neden olunmamalıdır. Her 'hayır' bir nedene ihtiyaç duyar. Çocuk yaşı kaç olursa olsun hatta bebek bile olsa neden mutlaka 'hayır, çünkü'nün ardında yerini almalıdır. Yerinde söylenen ve nedeni belirtilen 'hayır'ın nasıl bir şekilde söylendiği de büyük önem taşır. Mutlaka ciddi bir yüz ifadesi, kararlı bir beden duruşu ve en önemlisi derin bir göz teması çocuğunuza 'hayır'ın dikkate alınması gerektiğini anlatır. İletişim sadece konuşarak olmaz, eşlik eden mimik ve beden duruşu bazen kelimelerden çok daha büyük veri iletir. Ve elbette her 'hayır'ın bir de bedeli vardır. Bedel çok önemlidir hem çocuk hem ebeveyn için ancak bu başka bir bölümün hikâyesi...
Sosyal bir varlık olmamızın kökeninde aslında 'hayır' yatar. Daha önce belirttiğim gibi iki kişinin bir arada olabilmesi sınırlara, ikiden fazlasınız bir arada olabilmesi kurallara ihtiyaç duyar. Sınırların ve kuralların inşasında ve korunmasında 'hayır' büyük rol oynar.
Büyük ebeveynlerin gözünde çocuk, yaşı geldiğinde belli fonksiyonları kendiliğinden kazanacaktır. Sanki çocuk yaşı geldiğinde bir düğmeye basılınca yanan lamba gibi, beklenen yaşta otomatik olarak beklenen fonksiyonu gerçekleştirecektir. Oysa gelişim böyle bir süreç değildir. Edinilen her becerinin gerçekleşebilmesi için alt becerilerin desteklenmesi gerekir. Bebek 6 aylık olunca emeklemez, yeterince yüzüstü yatarak sırt ve boyun kasları ile kol kasları güçlenince emekler. Hep sırt üstü yatırdığınız, hareket etmesine alan açmadığınız, hep kucakta büyüttüğünüz çocuğunuzdan emeklemesini bekleyemezsiniz.