Onur

9/10
·312 syf.··
Beğendi
·
2022 87. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 25 Aralık 2022 21:54
Solaris insanoğluna sonsuz bir meydan okuma olarak kalacaktır. Kızıl gün doğumunun ışıkları pencerelere vuruyor, camlar adeta alev alev yanıyordu. Odaya mavimsi bir gölge düşmüştü ve bu gölgenin dışında kalan her şey bakırdan yapılmış gibi görünüyordu. Odada, düşünmekten neredeyse kafayı üşütecek olan Kelvin ile sanki zihninde köpüklenen suyun durulmasını beklercesine, sabit ve düşünceli bir şekilde duran Harey vardı. Bulunduğumuz istasyon ise bir çiçeğin yapısı anlatan; bir disk, merkezinde dört kat bulunduran (Taç yaprak), çevresinde ise iki kat bulunan ( Çanak yaprak) bir yapıydı. Diğer sakinleri Sartorius ve Snaut idi. Sartorius, gizemli bir hasır şapkaya sahip bir varlık ile vakit geçiriyor ve adeta hikikomori sendromuna sahip biriymiş gibi yaşıyordu. Snaut ise geçmişinde canlanan acılar ile yüzleşiyor; istasyona yeni gelen Kelvin ile sohbet girişimlerinde bulunmaya çaba gösteriyordu. Her biri, zamanın etkisi ile üzeri kapanan, bilinç dışı üretilen fikir ve eylemlerin içeriye tıkıştırıldığı kuyu ile ilgilenmek zorundaydı. Zira Solaris, tüm o kuyuların taşmasına sebep olmuş; sonucunda yaşanan felaketleri seyre koyulmuştu. Bir insanın özgür iradesi ile inşa ettiği yaşamının sınırlarını umursamayan, hiçbir güç kalkanının engelleyemediği bir güçtü; Solaris. Kuyuların taşmasının ardından ziyaretçilerinde gelmesi gecikmedi. Her bir ziyaretçinin manevi değeri ayrıydı. Geri gelen ziyaretçiler ya da meftunlar, tek bir ortak gaye ile harekete geçme çabası içerisindeydi; Vicdan azabı. Nedir bu vicdan azabı? Bir başkasına yapılan hareketten duyulan pişmanlık, değil mi? Peki ya bu pişmanlıktan dolayı kişinin yüzleşmesi gereken bedelin ölçütü neydi? İnsanlık tarihinden beri her insanın ağzına pelesenk olmuş bu sözcük, doğası gereği her bir insanın yaşamına bulaşmış
Bilim-Kurgu
Solaris (SL10)Stanislaw Lem · Alfa Yayınları · 20221,586 okunma
Reklam
10/10
·384 syf.··
Beğendi
·
2022 62. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 13 Eylül 2022 21:15
Dünyayı bu katı denizin üstünde batmadan tutan şey neydi? Her kitap,eser bir birikim sonucu oluşur. Yaratım sürecinde ise yaratıcı kişi, zengin hayal gücünden ve deneyimlerinden yola çıkarak eseri oluşturur. Yalnızca ham bilgi ile oluşturulan eser hazımsızlığa yol açar; iştahı kaçırır. Fakat hayal gücü ile harmanlanan bilgi o kadar lezzetlidir ki... Merlin Sheldrake'nin özenle hazırladığı bu eser Mantarlar hakkında, en azından Türkçeye çevrilmiş en zengin eser niteliğindedir. Türkçe olarak oldukça kısır bir alanı olan Mantarlar hakkında olağanüstü bir eser çevirisinde bulunan Şiirsel Taş'ın hakkını vermeden de geçmeyelim; harika bir çeviri olmuş. Gelelim içeriğine, Saklı Dünya adı altında, 8 ana başlıktan oluşan, zengin kaynakça ve dipnotlarıyla dikkatli bir okuma isteyen bir eserdi. Okurken sık sık arka sayfada yer alan dipnotları okumak durumunda kalınıyor fakat bu durum normalde benim için dezavantaj oluşturacak iken Merlin'in sihirli kalemi sayesinde ayrı bir keyif verdi. Zira dipnotların içeriğini kendi kişisel yorumlarını da kattığından dolayı okuduğunuz sayfadan kopmuyorsunuz. Bağlantıları fazla uzak noktalara serpiştirmeden toparlamayı başarmış ve gereksizce ayrıntılara girmemiş. Gelelim başlıklara, Mantar Olmak Neye Benzer? Aşkın neminde öyle anlar vardır ki cennet yeryüzünde yapabildiklerimizi kıskanır. - Hâfız-ı Şirâzi Neredeyse her başlığın altında edebi değeri yüksek alıntılarla başlayan Merlin, ilerleyen sayfalarda da adeta bir şair gibi yaklaşımlarda bulunuyor. Mantarların oluşturduğu 'bilimsel' dünyaya yani renksiz bilgi yığınına hayal gücünü kullanarak adeta renklendirerek sunuyor. Mantar olmanın ilk adımını tanımlayarak başlıyor
Saklı DünyaMerlin Sheldrake · Domingo Yayınevi · 2022153 okunma
5/10
·160 syf.··
2022 46. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 22 Temmuz 2022 00:27
Mistisizm Rüzgarı "Her şey her şeyin içindedir." felsefi fikri temele yerleştirip, üzerine bolca mistik ögeler ile kat çıkıyor, Coccia. Bu mistik ögelere değinecek olursak; İçe batma dünyası, Pneuma ve Deep Ecology. 82.sayfaya kadar içe batmanın dünyası fikri ile ilerleyen Coccia, daha sonra sırasıyla Pneuma fikrini güncelleştirip Pneumatologie olarak sunuyor ardından ise "her şey her şeyin içindedir" felsefesine ulaşıyor, bu süreçte ise sürekli Derin Ekoloji felsefesinden atıflarda bulunuyor. Şimdi alıntılarla ilerleyelim, I. " İnsanlık dünyası karşısında sarsılmaz bir kayıtsızlık hali içindedirler; halkların kültürü, krallıkların ve çağların yer değiştirmesi onları etkilemez." Sayfa 6 Burada insanlığın önemsizliğini ön plana çıkarılması ve bitkilere özel değer biçilmesi, bence yanılgıdan ibaret. Derin Ekolojinin atıflarından biri olan; insanoğlunun doğa karşısındaki değersizliği vurgulanmış. Bana kalırsa insanlık bitkilerin evrim aşamasına önemli katkılarda bulunmuştur. En bariz örnek Tozlaşmanın hızlandırılması ve bu işlemin adeta bir bilim dalı haline getirilmesiyle beraber çok farklı melez türlerin ortaya çıkmasına ön ayak olmuştur. Greyfurt, 1750 yılları arasında Jamaika'da yerli tatlı portakalının yanında yetiştirilmek üzere Kaptan Shaddock tarafından Güney Asya'dan getirilen yine bir turunç cinsi olan pomelo türü bu adada dikildiğinde bu iki türün birbiriyle tozlaşmaya girmesi sonucu elde edilmiştir. Bunu insanoğlu yaratmasa dahi aracı olmuş; aynı arılar,sinekler ve kın kanatlılar gibi. Ayrıca 15-16 y.y arasında Yeni Dünya'dan Avrupa'ya getirilen birçok bitki yüzünden farklı fungus hastalıklar ortaya çıkmış, Avrupa'nın florasını değiştirmiştir. İlk başta bu hastalıklar pek ciddiye alınmasa da ilerleyen zamanlarda ortaya çıkan tablodan dolayı Avrupalılar,
Bitkilerin YaşamıEmanuele Coccia · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202168 okunma
Karanlık ve hüzünlü ev
9/10
·376 syf.··
Beğendi
·
2022 1. kitabı
Her gün aynı rutin: Gündüz dalgalanan ve hırçınlaşan denizden, kendi gerçekliğine çekmek istediği nesnelerin avıyla başlıyordu. Gece ise engin karanlığın ufku sardığı zamanlarda oynadığı bir oyunu oynuyordu. Soğuk taşlardan oluşan dünyasının sessizliğini, bir uyarı sesi olan "boom" bozuyordu. Aslında bu sessizliği bozan ses bir oyunun başlangıcıydı. Masasının üzerindeki sözlük kitabını açmanın zamanıydı. Her "Boom" sesinden sonra gözlerini kapatır ve rastgele bir sayfayı açıp, parmağını denk getirdiği kelimeyi okurdu; Aslında bu hayal dünyasının derinliklerine ışık tuttuğu ender zamanlardı. Denizin ortasında bir taştan kulede, yapayalnız bir şekilde yaşayan birinin hayal dünyası ne kadar zengin olabilirdi ki? Hayal gücümüzün sınırı bildiklerimiz kadardır. Yaşamdaki en mühim esas hayal gücümüzü zenginleştirmektir. Zihindeki tohumların sebebi fikirlerdir; ancak bu filizlenen tohumların büyümesi için hayal gücü gereklidir. Yapayalnız sonunda fark edilir. Bir yolcu sonunda onunla empati kurar. Yolcunun dünyası da bir zamanlar aynı Yapayalnız gibi soğuk taşlardan oluşmuştu. Yolcununda bir zamanlar evi Karanlık ve hüzünlüydü. Kitabın ve aynı zamanda Yapayalnız karakterimizin kırılma anı o yolcu sayesinde yaşanmıştı. Tek bir soru yetmişti engin karanlığı tanımlamaya. Gelen cevap ise aydınlığa doğru uzanan bir yolculuğun başlangıcıydı. O soru tufanın başlangıcıydı, zihinsel bir hapishaneden kurtuluştu. Soru çok basitti, oldukça basit; " Sizi ne mutlu ederdi?"
YapayalnızChristophe Chaboute · İletişim Yayınları · 2019116 okunma
7/10
·638 syf.··
Beğendi
·
2021 87. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 04 Aralık 2021 20:52
Tüm bu başlangıç: Ütopik bir fikirden filizlenerek, Apokaliptik bir gerçeğe doğru uzanan bir yaşam döngüsüne dönüştü. Yıl 2027 Antarktika da başlatılan toplumsal ve psikolojik testlerin sonuna gelinmiş, başlangıçta 150 kişilik ekip 100'e düşürülmüştü. Klostrofobi, Şizoid ya da herhangi bir sağlık problemi olmayan ve Rorschach testini geçen kişiler seçilmiş ve hazırlanmıştı. Bunların çoğunluğu mühendis ve bilim insanlarıydı. Yüksek zümreden oluşan bu topluluk tarafından Mars'a yepyeni bir düzen ve yaşam biçimi oluşturulacaktı, ta ki her şey planlananın dışında gidene kadar. Ne kadar koloniyi kuracaklar bilim insanları olsa da, insanın bulunduğu her yerde yozlaşma meydana gelirdi. İnsan, yaşamını ve kişiliğini oluşturan toplumun yozlaşmış ve zamanın etkisi ile üzeri tortu bağlamış geleneklerin etkisini hiçbir eğitim ya da başarı ile temizleyememişti. O yozlaşmanın etkisi, Ares(uzay gemisi) Mars'ın yüzeyine iner inmez göstermiş ve zeminin regolit yapısının üzerine işlenmeye başlamıştı bile. En sevdiğim karakterin (Arkadi) bunun hakkında harika sözler söylemiş: " Yeni Marslı bir yönteme, Marslı bir felsefeye, ekonomiye ve dine ihtiyacımız var." fakat bu sözler ilk yüzde yer alanların üzerinde etki yaratmamıştı. İlkyüz Mars'a ayak basar basmaz inşaata başlamış ve yaşam birimlerini bir bir kurmaya yönelmişti. Kitabın en büyük eksikliğinin biri de burada yatıyordu. O kadar gereksiz ayrıntıdan bahsedildi ki adeta kafam allak bullak oldu. Ama bu gereksizliğin arasında güzel enstanteneler de yaşanmıyor değildi. İlk yapılar kuralacağı zaman tuğla fırını yapılıyor ancak bir türlü beklenen yapı da tuğla üretilemiyordu. Tuğlanın yapısı tamamen regolitten(Mars yüzeyine hakim olan madde) elde ediliyor ancak tuğlanın gerilme direncini sağlayacak madde bulunamıyordu. Nadya adlı
Bilim-Kurgu
Kızıl MarsKim Stanley Robinson · Kabalcı Yayınları · 2003107 okunma
Reklam