"Düzeltmek için kendi gücünüzü tükettiğinz şeylere yeni gözlerle bakmak, her durumda hüzün verici oluyor."
Hem kitabın hem filmin yeri bende ayrıdır. Kitap, Nick adlı karakterimizin Long Island'a taşınmasıyla başlıyor. Tesadüfen Gatsby'nin evinin yakınına taşınır Nick. Gatsby, cumartesi günleri büyük ve şatafatlı partiler veren biridir yalnızca. Öyle büyük partiler verir ki yüzlerce insan gelir bu partilere. Yönetmenler, aktörler, polo oyuncuları... Ancak Nick, Gatsby ile yakın arkadaş olunca onun gerçek yaşamını keşfetmeye başlar. Gatsby, Daisy adında bir kadına aşıktır. Hem de tüm kalbiyle. Beş senedir görüşememiş olmalarına rağmen ona olan aşkı bitmemiştir. Gatsby, tüm bu parayı ve saray gibi evi Daisy'i etkileyebilmek için edinmiştir. Daisy'i ise Nick'in sayesinde görebilmeyi başarır. Daisy artık Tom adlı bir adamla evlidir ve de bir kız çocuğu vardır. Ancak Gatsby umudunu kaybetmez.
Kitapta ikonikleşmiş bazı kavramlar da bulunuyor. Kitapta geçen yeşil ışık, umudu temsil eder aslında. Herkes bir gün yeşil ışığına ulaşacaktır. Başka ikonikleşmiş kavramsa Dr Eckleburg'ün gözleridir. Dr Eckleburg aslında bir ilan panosu. Fakat kitaptaki çoğu olayı görüyor. Bu yönüyle tanrı izlenimi verilmiş gibi.
Bu saplantılı aşk maalesef kötü bir sonla bitiyor. Gatsby geçmişi bile düzeltebileceğini düşünürken şimdinin içinde sonsuza kadar kayboluyor. Kitabın tek beğenmediğim yönü bazen olaylar arasındaki bağlantıların zayıf olması oldu. Bu yazardan mı yoksa çeviri kaynaklı bir hata mı bilmiyorum.
Sürükleyici ve güzel bir kitap olan "Buzullar Arasında Bir Kış" bir babanın oğlunu evlendirecek olmasının büyük heyecanıyla başlıyor. Jean Cornbutte, bu büyük heyecanıyla birlikte oğlu Louis'in tayfasıyla birlikte deniz seferinden dönmesini bekliyor. Fakat tayfa Louis'in bir mürettebata yardım ederken öldüğü haberini veriyor. Bu habere inanmayan Jean Cornbutte, oğlunu aramak üzere tayfayı tekrardan topluyor ve yolculuğa çıkıyor. Kısa bir süre sonrada gemide Louis'in nişanlısı Marie'nin de olduğu anlaşılıyor. Edindikleri bilgiler sayesinde mürettebatın Grönland'a süreklendiği haberini alıyorlar. Louis'in de onların arasında olabileceğini düşünerek yola koyuluyorlar. Ve kitaptaki olaylar bu şekilde ilerlemeye devam ediyor.
Okurun seveceğini düşündüğüm bir kitap. Sevgi ve nefret çatışmasını içeriyor. Güven, vicdan, korku, aşk, dostluk, düşmanlık gibi bir çok değer var kitapta.
Bulgakov serüvenimize devam ediyoruz. Bildiğiniz üzere teknolojik gelişmeler sayesinde bazı doku ve organların nakli gerçekleştirilebiliyor. Peki ya beyinde bulunan hipofiz bezleri nakil edilseydi ne olurdu? Fakat insandan insana değil. İnsandan köpeğe.
İşte bu noktada kitabımız başlıyor. Profesör Filip Filipoviç, sokaktan bulduğu ve Şarik (küçük top, balon) adını taktığı köpeği evine getiriyor. Köpeğin yarasını iyileştirdikten ve onu düzenli besledikten sonraysa yardımcısı Doktor Bormental ile Şarik'in hipofiz bezlerini bir suçlununkiyle değiştiriyorlar. Hipofiz bezinin değiştirilmesinin köpek üzerine olan etkisiyse okuru oldukça şaşırtacak.
Kitabın sevdiğim bir özelliği ise dili oldu. Kimi zaman Şarik'in ağzından olayları dinledik kimi zaman da Profesör ve arkadaşlarından. Kısacası yine Bulgakov ve güzel bir kitap.