Elif

Sevgi, sevdiğimiz şeyin yaşamına ve gelişimine yönelik aktif ilgidir. ... İnsan emek verdiği şeyi sever, sevdiği şey için emek verir.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Sevginin bir etkinlik olduğunu söylersek, "etkinlik" (aktivite) teriminin ikircikli anlamında yatan bir güçlükle karşı karşıya geliriz. Kelimenin çağdaş kullanımıyla "etkinlik," genellikle enerji harcaması yoluyla mevcut bir durumda değişiklik yaratan bir eylemdir. Bu nedenle bir insan, iş yaptığı, tıp okuduğu, fabrikada çalıştığı, masa yaptığı, ya da sporla uğraştığı takdirde etkin (aktif) sayılır. Bütün bu etkinliklerde ortak olan şey, hepsinin de dışsal bir hedefe yönelmiş olmasıdır. Dikkate alınmayan şey, etkinliğin arkasında yatan güdüdür. Örneğin derin bir güvenliksizlik ve yalnızlık duygusuyla dur durak bilmez bir şekilde çalışmaya itilen bir insanı; ya da hırsın veya açgözlülüğün sürüklediği başka bir insanı ele alın. Bütün bu olaylarda kişi bir tutkunun kölesidir ve aktifliği gerçekte "pasifliktir," çünkü itilmektedir; "aktör" değil, maruz kalan, tabi olandır. Öte yandan, kendini ve dünyayla birliğini yaşamanın dışında hiçbir amaç veya hedef olmaksızın sessizce oturup düşünen kişiye "pasif" denir, çünkü bir şey "yapmamaktadır." Gerçekte bu yoğunlaşmış meditasyon (düşünme), mevcut en yüksek etkinliktir (aktivite), ruhun, sadece içsel özgürlük ve bağımsızlık koşuluyla mümkün olan bir etkinliğidir. Çağdaş etkinlik kavramı, dışsal amaçlara ulaşmak için enerji kullanmayla ilgilidir; diğer etkinlik (aktivite, aktiflik) kavramı ise dışsal bir değişiklik yaratıp yaratmadığına bakılmaksızın, insanın yapısal (kalıtsal) güçlerini kullanmasıyla ilgilidir. Bu son etkinlik kavramını en net tanımlayan Spinoza olmuştur. Spinoza, aktif ve pasif duygular arasında, "eylemler"le "tutkular" arasında ayrım yapar. Aktif bir duyguda insan özgürdür, duygunun efendisidir; pasif bir duyguda ise sürüklenir, güdülenimlerinin kendisi olduğunun farkında değildir. Spinoza bu nedenle erdemle
Birçok insan, uyma (boyun eğme) ihtiyacının farkında bile değildir. Bu insanlar, kendi düşüncelerine, eğilimlerine göre hareket ettikleri, bireyci oldukları, kendi düşünme edimlerinin sonucu olarak kendi fikirlerini oluşturdukları ve kendi görüşlerinin çoğunluğunkiyle aynı olmasının sadece bir rastlantı olduğu yanılsamasıyla yaşar. Toplumdaki uzlaşma, "onların" fikirlerinin doğruluğunun bir kanıtı gibi görülür. Belli bir bireysellik duygusuna olan ihtiyaç tamamen ortadan kalkmadığı için, bu ihtiyaç da önemsiz farklarla ilgili olarak doyurulur: Çantanın veya gömleğin üzerine işlenen isminin baş harfleri, veznedarın önündeki isim levhası, Cumhuriyetçi Parti'ye karşı Demokrat Parti'nin üyesi olmak, Elfler yerine Shrinerlere ait olmak, bireysel farklılıkların ifadesi olur. "Farklı" olduğunu vurgulayan reklam sloganı, gerçekte geriye pek fark kalmamış olmasına rağmen, bu fark ihtiyacını ele verir.
Bir süs bitkisine dönüşmüş olan bedenimi sulamalarını, o minicik saksıya zaten zar zor sığan köklerimi güçlendirip palazlandırmalarını istemediğimi onlara bir türlü anlatamıyorum. Sanırım büyümekten, içinde bulunduğum saksının bana dar gelmesinden, o daracık yerde solup gitmekten endişe ediyorum. Bir seçim yapmak mecburiyetiyle kıvranıyorum. Suya mı, yoksa yalnızlığa mı razı geleceğim? Yok olmaktan mı, yoksa yalnız kalmaktan mı daha çok çekindiğimi bilemiyorum.
Oysa gece ve gündüz birbirine mesafeli durmalıydı, karıştılar mı bir kere, artık sadece gece vardı.