Sevginin bir etkinlik olduğunu söylersek, "etkinlik" (aktivite) teriminin ikircikli anlamında yatan bir güçlükle karşı karşıya geliriz. Kelimenin çağdaş kullanımıyla "etkinlik," genellikle enerji harcaması yoluyla mevcut bir durumda değişiklik yaratan bir eylemdir. Bu nedenle bir insan, iş yaptığı, tıp okuduğu, fabrikada çalıştığı, masa yaptığı, ya da sporla uğraştığı takdirde etkin (aktif) sayılır. Bütün bu etkinliklerde ortak olan şey, hepsinin de dışsal bir hedefe yönelmiş olmasıdır. Dikkate alınmayan şey, etkinliğin arkasında yatan güdüdür. Örneğin derin bir güvenliksizlik ve yalnızlık duygusuyla dur durak bilmez bir şekilde çalışmaya itilen bir insanı; ya da hırsın veya açgözlülüğün sürüklediği başka bir insanı ele alın. Bütün bu olaylarda kişi bir tutkunun kölesidir ve aktifliği gerçekte "pasifliktir," çünkü itilmektedir; "aktör" değil, maruz kalan, tabi olandır. Öte yandan, kendini ve dünyayla birliğini yaşamanın dışında hiçbir amaç veya hedef olmaksızın sessizce oturup düşünen kişiye "pasif" denir, çünkü bir şey "yapmamaktadır." Gerçekte bu yoğunlaşmış meditasyon (düşünme), mevcut en yüksek etkinliktir (aktivite), ruhun, sadece içsel özgürlük ve bağımsızlık koşuluyla mümkün olan bir etkinliğidir. Çağdaş etkinlik kavramı, dışsal amaçlara ulaşmak için enerji kullanmayla ilgilidir; diğer etkinlik (aktivite, aktiflik) kavramı ise dışsal bir değişiklik yaratıp yaratmadığına bakılmaksızın, insanın yapısal (kalıtsal) güçlerini kullanmasıyla ilgilidir. Bu son etkinlik kavramını en net tanımlayan Spinoza olmuştur. Spinoza, aktif ve pasif duygular arasında, "eylemler"le "tutkular" arasında ayrım yapar. Aktif bir duyguda insan özgürdür, duygunun efendisidir; pasif bir duyguda ise sürüklenir, güdülenimlerinin kendisi olduğunun farkında değildir. Spinoza bu nedenle erdemle