Burası, onlara ulaşamadığı için çoğu zaman kuşkuyla yaklaştığı bütün o maceraların gerçek olduğu yerdi; başka yerlerde suskun evlere gizlenen dünya buradaydı; yaşantı, macera, yazgı buradaydı. Burada birçok kademenin yaşamın yaldızlı ışıltısına doğru indiğini hissediyordu. Ama o orada öylece duruyor, izliyor ve içeri giremiyordu. Çocukluğu bu dünyayı doğru görmüştü gerçekten: Buradaki renkli ve ışıltılı dönme dolap memlekettekinden daha büyüktü, müziği daha yüksek perdedendi ve daha cümbüşlüydü; hızı daha delice, daha nefes kesiciydi. Ama o bu dönme dolabın yanında duruyordu yalnızca, binemiyordu.
Pek çok insanın yaşamının beyhudeliğini ve boşluğunu görmemek için kendini kaptırdığı bu hummanın içinde eşsiz bir sırrın barındığını anlamıştı ve kendi yaşamına da bu yolla zorla bir anlam yükleyeceğini umuyordu; gelgelelim ilk gençliğin yaşamın anlamının değil, bütünüyle çeşitliliğin peşinde olduğunu unutuyordu tabii.
Psikopatik özellikleri, bir ses mikserinin ayar düğmeleri ve kaydıraçları olarak düşünün. Hepsini en yükseğe getirirseniz cazır cuzur bir ses elde edersiniz. Ama normal ayara göre -örneğin korkusuzluk, odaklanma, empati eksikliği, zihinsel dayanıklılık gibi- bazılarını yükseltirseniz, diğerlerinin bir gömlek üstünde bir cerrah elde edebilirsiniz.
Bakım, sorumluluk, saygı ve bilgi birbirinden bağımsızdır. Bunlar, olgun insanda, yani kendi güçlerini üretken olarak geliştiren, sadece emek verdiği şeyleri isteyen, her şeyi bilirlik ve her şeye kadirlik yolundaki narsistik hayallerinden vazgeçen, sadece yürekten üretken etkinliğin (aktivitenin) sağlayabileceği ruhsal güce dayalı bir alçakgönüllülüğe ulaşan bir insanda bulunan bir tutumlar sendromudur.