Bu neşenin uydurma, uçucu birşey olduğu malum.Varsın öyle olsun.Kapalı bir mahzende sızan bir ışık parçası, yıkık bir duvarın taşları arasında açmış cılız bir çiçek, herşeye rağmen bir varlık, bir tesellidir.
Yıllar geçti, sevgili manuel valadares.şimdi kırksekiz yaşındayım ve zaman zaman, özlemimde, hep bir çocuk olduğum izlenimine kapılıyorum.Birden ortaya çıkıverecekmişsin, bana artist resimleri ve bilyeler getirecekmişsin gibi geliyor.Hayatın sevilecek yanlarını bana sen öğrettin, sevgili Portuga'm.Şimdi bilye ve artist resmi, dağıtma sırası bende, çünkü sevgisiz hayatın hiçbir anlamı yok. Ara sıra sevgimle mutluyum, ara sıra da yanılıyorum; bu daha sık oluyor.
O çağlarda, bizim çağımızda yani, yıllar önce Budala Prensin, mirabın önünde diz çökmüş budalanın gözleri yaşlarla dolarak ikonlara şunu söylediğini bilmiyordum:
"OLAN BİTENİ ÇOÇUKLARA NİÇİN ANLATMALI? "
Gerçek sevgili Portuga'm; bunları bana çok erken anlatmış olmalarıdır.Hoşçakal!
SON
Bu olaylar olmadan önce de zaman zaman düşünür, kendimi bir martı yerine koyarak adayı onların gözüyle seyretmek isterdim.Acaba gökyüzünden baktıkları zaman, aşağıda yürüyen, konuşan, yemek yiyen insanları nasıl görüyorlardı? Bizim hakkımızdaki fikirleri neydi?
Biz insanlar evren hakkında düşünürüz, yargılara varırız ama evrenin bizim hakkımızda ne düşündüğünü hiç merak etmeyiz.