Eşinden boşanınca oğluyla birlikte doğup büyüdüğü şehre yeni umutlarla geri dönen Ezgi Sezgin başarılı bir gazetecidir. Yenikentte liseden arkadaşları Orhan, Cüneyt, Mert ve Mercanla yaşadıkları anlatılıyor kitapta. Orhan başkomiserdir, Cüneyt belediye başkan adayının oğlu, Mert üniversitede öğretim görevlisi ve Mercan da başarılı bir iş adamının eşi. Ezgi’nin gelişiyle birlikte Yenikent bir cinayet haberiyle sarsılır. Orhan ve Ezgi katilin peşine düşer Mert ise başşüpheli olarak gözaltına alınır. Mert’i kurtarmak isteyen arkadaşları arasında geçmişin sırları açığa çıkar ve beklenmedik olaylar gelişir. Macera ve merakın ön planda olduğu bir polisiye romanı. Edebi açıdan mükemmel olmasa da oldukça akıcı bir roman. Ayrıca sonu şaşırtıyor gerçekten bazen gerçekler maskelerin ardına öyle bir gizleniyor ki gözümüzün önündekileri görmekte zorlanıyoruz… Okumak isteyenlere tavsiyedir.
Ona göre insan ruhunun en az tahammül edebildiği şey -belki daha ötesi olmadığı, kendimize mühlet vermeden yaşamaya mecbur olduğumuz için olacak- saadettir. Izdırabın içinden geçeriz. Tıpkı çalılık, taşlık bir yolda yürür, bir bataktan kurtulmaya çalışır gibi ondan sıyrılılmaya çalışırız. Fakat saadeti bir yük gibi taşırız ve bir gün farkında olmadan yolun bir ucunda bir köşeye bırakıveririz.
Bütün fecaat, insanın insanla karşılaşa karşılaşaa en sonunda kendisini tanımayacak hale gelmesi… Fikirler de öyledir: Hayatla karşılaşa karşılaşa tanınmaz hale gelir.