Duygusallık ve arzuların peşinde koşmanın insanın hastalanmasında oynadığı rolden bahsedecek olursak: bu hisler, insanın içindeki kıskançlık duygularını ortaya çıkararak dünyadaki yeri ve kendine duyduğu saygı hakkında yanlış fikirlere kapılmasına sebep olur ki bu da benliği hakkında yanlış fikirlere sahip olmasıyla son bulur. Her kim ki zihnindeki bu zararlı düşünceleri kovacak kadar güçlüyse, yorgunluğunun en büyük sebeplerinden birini ortadan kaldırmış olacaktır.
Kimse aynı anda birden fazla şey yapmaya çalışmasın çünkü düşmanımız şeytan, bizi birden fazla plan yapmamız için ikna etmeye çalışır. Bu sayede zihnimiz, uğraşmamız gereken pek çok şeyle dolacaktır. Bunun sonucunda da planlarımızdan hiçbirini gerçekleştiremeyecek ve her şeyi yarım bırakacağız.
Yaşamak acı çekmektir ve hayatta kalmak acıda bir anlam bulmak demektir. Yaşamın anlamı varsa, ızdırap ve ölümün de anlamı vardır ancak kimse bir diğerine bu amacın ne olduğunu söyleyemez. Herkes bu anlamı kendi bulmalıdır ve bu cevabın gerektirdiği sorumluluğu kabul etmelidir. Bunu başaran insan, tüm aşağılayıcı durumlara rağmen büyümeye devam edecektir.
Sonuç olarak, karakterin tümüyle doğuştan geldiğini onaylamak demek, hayatımız boyunca bize etki eden her şeyi, deneyimlerimizi, eğitimimizi, tüm insanlığı kabul etmemek anlamına gelir. Karakterin doğuştan olduğuna inanmak demek, onu hiçbir şekilde değiştiremeyeceğimizi kabullenmek demek olur.