Emine Ateş

10/10
·510 syf.··
Beğendi
·
2022 16. kitabı
·
38 günde okudu
·
Okunma: 20 Eylül 2022 22:08
Alamut; dogmatik ögeler taşıyan fikirlerin eleştirisidir her şeyden önce. Gerek kurgusuyla gerek tarihi gerçekçiliğiyle okuyucu kendisine çekiyor.Yazarın kullanmış olduğu dil; oldukça sade ve akıcı. Okuyucuya müdahale etmeksizin tercih hakkını okuyucuya bırakması kitabın ayrıca etkileyen tarafı.. Kitabı okurken bir fikre aşırı derece de bağlı kalmanın ve saplantı halini almış düşüncelerin insanların inançları üzerinde kendi canlarından bile daha çok önem taşıdığını görüyoruz. İçerdiği felesefik kavramlar ve argümanlar ile okuyucuyu düşündürüyor. Mutlu veya mutsuz olmamızdaki asıl sebebin algılarımız olduğuna dikkat çekiyor. Alamut; baştan sona her okuyucunun kendisine farklı farklı şeyler katabileceği harikulade bir kitap .. Yazar; Hasan Sabbah’ın kurmuş olduğu mekanizmanın işlerliğini, hayrete kapılarak ve bazen dehşete düşürerek okuyucunun gözleri önüne seriyor.. Okunması gereken nadide kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum..
Fedailerin Kalesi AlamutVladimir Bartol · Koridor Yayıncılık · 201249,9bin okunma
Reklam
Puan vermedi·330 syf.··
2022 14. kitabı
·
26 günde okudu
·
Okunma: 14 Ağustos 2022 18:49
Zülfü Livaneli’nin kitapları oldukça başarılı.Fakat bu kitap muhteşem kurgusuyla beni daha fazla etkiledi. Ahmet Arslan emekli bir inşaat mühendisidir. Kin, nefret,ego gibi duyguları içinde barındırmıyor.Ailesiyle geçirdiği trafik kazasıyla birlikte annesini ve babasını kaybetmiştir. Sadece ikiz kardeşi ve kendisi sağ kalmıştır. Emekliye ayrıldıktan sonra insanlardan uzak Podima köyüne yerleşmiştir.Çünkü kendisi insanlara sarılamıyor ve dokunamıyor . Bu sebeple sadece kitaplarından oluşan evinde yalnız yaşamaktadır. Evinin odalarına kitapların türlerine göre isimler vermiştir. Örneğin cinayet odası aşk odası vs. Kitabın kurgusu Podima köyünde işlenen cinayetle ve gazeteci kızın Ahmet Arslan’ın kapısını çalmasıyla başlıyor. Kitabın başlarında gazeteci kız ile Ahmet Arslan’ın arkadaşlık ve dostluk ilişkisini okuyoruz. Bu dostluk ilişkisiyle beraber Ahmet Arslan gazeteci kıza günlerce kardeşi Mehmet’in hikayesini anlatıyor.Biz de bu süreç içinde Mehmet’in hikayesini öğreniyoruz. Dilleri birbirinden farklı Olga adında çok güzel bir kıza aşık olduğunu ve bu aşkı yaşarken tercüman olan Ludmillaya ihtiyaç duyduğunu, daha sonrasında Ludmillanın kendisini ihbar ettiğini ve bu ihbar sebebiyle Çeçenistan’da tutuklanarak on sekiz ay hapis yatması sonucunda sevdiği kadını şoka uğrayacak biçimde kaybetmiş olmasının yarattığı ağır duygusal travmayı, Moskova’daki bir meydanda at tepmesi sonucunda yaşadığı fiziki travmayı kitabın sayfalarını hızlı hızlı çevirerek okuyoruz ve tüm bunların sonunda öğreniyoruz ki Ahmet Arslan aslında trafik kazası sonuncunda daha on yaşındayken ölüyor ve Mehmet Arslan yaşadığı ağır travmaların sebebiyle kendisini Ahmet Arslan sanıyor ve kardeşinin yerine geçiyor insanlara dokunamaması,kin nefret,öfke gibi duyguları bulundurmamasının altında yatan
Kardeşimin HikayesiZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2019126,4bin okunma
Puan vermedi·355 syf.··
2022 3. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 11 Mart 2022 18:46
Kitapta geçen “Çoğunluğa bağlı olmayan tek şey insanın vicdanıdır.” sözü asıl anlatılmak istenendir.İnsanoğlu çoğu işi sürü psikolojisiyle yapar. Toplum neye inanırsa kişi ona inanır.Aksi takdirde yanlış yolu seçtiğini düşünür.Fakat insana asıl doğruyu çoğunluk değil vicdanı söyler. Scout isimli küçük kız çocuğunun aklına gelen şu soru:”Yalnızca tek bir tür insan varsa, o zaman neden geçinemiyorlar? Hepsi birbirine benziyorsa niçin özel bir çaba ile birbirlerini aşağılıyorlar? Bu soru beni de bir müddet düşündürmüştür. Günümüz dünyasına baktığımızda insanlar iki gözlü, tek burunlu hepsi birbirini anımsatıyor.Fakat aralarında sürekli bir gövde gösterisi,üstünlük mücadelesi sürmekte ve görünen o ki; insan var oldukça bu mücadele sürecek ..Romanın en güzel yanı küçük bir kız çocuğunun saflığı ve masumiyeti eşliğinde ırkçılığın,ayrımcılığın olmaması gerektiğini görmemizdir.Atticus karakteri ise her zaman olmak istediğim insan figürüdür.Bu figür toplumu karşısına almak pahasına da olsa adaleti savunur. Atticus’un Bulunduğu ortam zencilere ön yargılı yaklaşan insanlarla doludur.Buna rağmen Atticus adaletinden hakkaniyetten asla ödün vermez. Romanın sonunda oğlu Jem’in bir adamı öldürme şüphesini taşır.Oğlunun da cezasını çekmesi gerektiğini düşünür. Oysa oğlunun suçunu görmezden gelip taviz verseydi bu taviz başka tavizleri doğuracaktı.Karekterin böyle bir noktada böyle bir duruşa sahip olması çok etkileyici… -Sen zencileri mi savunuyorsun,Atticus? -Elbette savunuyorum.Zenci deme ,Scout.Bu kabalıktır. -Okulda herkes öyle diyor. -Bundan böyle o herkesten bir kişi eksilecek.” Kitapta geçen en çok etkilendiğim diyalogtur.Avukat Atticus küçük kızından duyduğu kelimeleri ince ayrıntısına kadar dinliyor ve yanlış gördüğü yerde “çocuktur ne dediğini bilmiyor” gibi bir
Bülbülü ÖldürmekHarper Lee · Sel Yayınları · 201488,6bin okunma
Puan vermedi·352 syf.··
2022 2. kitabı
·
35 saatte okudu
·
Okunma: 01 Mart 2022 00:53
Yalanla doğrunun birbirine karıştığı, devrim öncesi dönem hakkında herhangi bir bilgi bulunmayan,totoliter rejimin egemen olduğu tarih kitaplarında yazılan bilgilerin yanlış olduğu ve hatta tarihin sürekli değiştiği bir dönem..Bu dönem; bireysel hak ve özgürlüklere karşı olunduğu gibi aşka,merhamete,arkadaşlığa ve bütün insani değerlere karşıdır.İnsanlara empoze edilmeye çalışılan duygu;nefret,öfke ve korku duygularıdır.Bu dönemin totoliter rejimi tep tip insan figürü oluşturmaya çalışmış bu figüre uymayanlara ağır işkenceler uygulamış ve hatta bazısını buharlaştırmıştır.Tek kaçış yolu ise partinin söylediği her şeyi kabul etmek,asla sorgulamamaktı.Halkın büyük biraderi , partiyi sorgulamaması çeşitli muhalefetlerin oluşmaması için sözdağarcığı olabildiğince daraltılıyor.Kelimelerin karşıt anlamı kaldırılıyordu.Çünkü insan konuştuğu dil kadar düşünür.Düşündükçe konuşur. Herhangi bir kelimenin zihnimizde bulunmaması o kavramı düşünmememize neden olurdu.Bu bakımdan aslında dile getirilen sınır düşünceye getiriliyordu zaten kişi bir düşünceyi eyleme dökmese bile düşündüğü için veya eyleme dökme ihtimaline karşı cezalandırılıyordu.Düşünmek yasak mı?Hayır değil.Çünkü yasa diye bir şey yok.Sürekli sizi izleyen,her adımınızdan haberdar olan teleekran karşısında özel hayatınızı müdafaa edemediğiniz, her anınızı düşüncepolisi tarafından enselenme endişesiyle geçirdiğiniz ve parti düzeninin asla son bulmayacağı,karamsarlığın,psikolojik çöküşün,aşağılanmanın hakim olduğu bu dönemde yaşamak zorundasınız.iki kere ikinin dört olduğunu bilseniz bile beş demek zorunda ve beş olduğuna canı gönülden inanmak durumundasınız.Büyük biraderi sevmelisiniz aksi taktirde duyguların zorla dayatıldığı 101 numaralı odada hayatta en çok korktuğunuz nesnelerle sınanıyor ve acı çekiyorsunuz en
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023199,9bin okunma