Yalanla doğrunun birbirine karıştığı, devrim öncesi dönem hakkında herhangi bir bilgi bulunmayan,totoliter rejimin egemen olduğu tarih kitaplarında yazılan bilgilerin yanlış olduğu ve hatta tarihin sürekli değiştiği bir dönem..Bu dönem; bireysel hak ve özgürlüklere karşı olunduğu gibi aşka,merhamete,arkadaşlığa ve bütün insani değerlere karşıdır.İnsanlara empoze edilmeye çalışılan duygu;nefret,öfke ve korku duygularıdır.Bu dönemin totoliter rejimi tep tip insan figürü oluşturmaya çalışmış bu figüre uymayanlara ağır işkenceler uygulamış ve hatta bazısını buharlaştırmıştır.Tek kaçış yolu ise partinin söylediği her şeyi kabul etmek,asla sorgulamamaktı.Halkın büyük biraderi , partiyi sorgulamaması çeşitli muhalefetlerin oluşmaması için sözdağarcığı olabildiğince daraltılıyor.Kelimelerin karşıt anlamı kaldırılıyordu.Çünkü insan konuştuğu dil kadar düşünür.Düşündükçe konuşur. Herhangi bir kelimenin zihnimizde bulunmaması o kavramı düşünmememize neden olurdu.Bu bakımdan aslında dile getirilen sınır düşünceye getiriliyordu zaten kişi bir düşünceyi eyleme dökmese bile düşündüğü için veya eyleme dökme ihtimaline karşı cezalandırılıyordu.Düşünmek yasak mı?Hayır değil.Çünkü yasa diye bir şey yok.Sürekli sizi izleyen,her adımınızdan haberdar olan teleekran karşısında özel hayatınızı müdafaa edemediğiniz, her anınızı düşüncepolisi tarafından enselenme endişesiyle geçirdiğiniz ve parti düzeninin asla son bulmayacağı,karamsarlığın,psikolojik çöküşün,aşağılanmanın hakim olduğu bu dönemde yaşamak zorundasınız.iki kere ikinin dört olduğunu bilseniz bile beş demek zorunda ve beş olduğuna canı gönülden inanmak durumundasınız.Büyük biraderi sevmelisiniz aksi taktirde duyguların zorla dayatıldığı 101 numaralı odada hayatta en çok korktuğunuz nesnelerle sınanıyor ve acı çekiyorsunuz en