Gözlerini denizdeki yanan gemi enkazlarında tutan Atri-Preda cevabını âdeta hırlayarak verdi. “Vatandaşlarını öldürdük. Ve belli ki buna göz yummayacaklar. Avare Letherilileri de Edurları da bildiği gibi yapsın.” Hızla dönüp atına yollandı. Ötekiler peşinden koştular. “Yabancılar mı, Yedan? Bana göre öyle değiller. Bizi takip etmişler.” Atına atlayıp hayvanı kuzey patikasına yöneltti. “Kandan bir borç bıraktık,” dedi dişlerini göstererek. “Malazan kanından. Ve görünüşe bakılırsa bunu sineye çekmeyecekler.”
Buradalar. Bu sahildeler.
Malazanlılar sahilimizdeler.
"Aynı lafı tekrarlayıp duruyorsun," diye araya girdi genç kadın
"Peki ya Hannan Mosag'in yűce imparatorlugu nasıl bir yer olacak? Her sokağa çiçek mi yağacak? Halim selim Tiste Edurların nezaretinde her vatandas borcundan mı kurtulacak?" Öne eğildi.
"Unutuyorsun galiba, senin halkının arasında, senin kendi kabilende doğdum, Bağcı Kral. Birleşim savaşları sırasında aç kaldığımı hatırlıyorum. Biz kölelere yaptığınız zulümleri de hatırlıyorum.
Yaşımız geçtiğinde bizi beskra yengeçleri için yem olarak kullanırdınız - yaşlılarımızı bir kafese atıp knarrilerinizin yanından sarkıtırdınız. Ah evet, boğulmak bir lütuf olurdu ama hoslanmadıklarınızın kafalarını gelgit hattını üzerinde tutar, yengeçlerin onları diri diri yemelerine izin verirken atılan çığlıklara gülerdiniz. Sizin gözünüzde
altı üstü kastık ve o kas bitip tükendiğinde et olarak
kullanılırdık."
"Al." dedi ağzından buharlar çıkartarak. "Şu feneri yak, İbracı - sıcaklık düștüğünde ellerim çabucak uyușuyor." Kadının yüzündeki ifadeyi gõrünce Korku Sengar'a göz attı. "Uzun yıllar kollarımı buz gibi soğuk suya sokmaktan oldu. Edurlar arasındaki bir köle konfor nedir bilmez."
"Karnını doyurduk," dedi Korku Sengar.
"Ormanda bir kantahta ağacı devrildiğinde onu sürükleyerek köye getirmeye gõnderilirdik," dedi Udinaas. "O günleri hatırlıyor musun, Korku? Bazen gövde çamurda falan kayarak beklenmedik bir anda ters döner ve bir köleyi ezerdi. O kölelerden biri bizim kendi hanemizdendi - onu anımsamıyorsun, değil mi? Bir köle daha ölse ne fark eder ki? Öyle bir șey yaşandığında siz Edurlar bağrışıp kantahta ruhunun Letherii kanına susadığını söylerdiniz."
Bir zamanlar Batı'da çok beğenilen Ortadoğu kumaşları, önce dış, sonra da iç pazardan Batı malları tarafından kovuldu. Böylece kumaşlar, kesinlikle daha kaliteli olmasa da, daha verimli ve ucuz bir şekilde üretildi ve daha agresif bir şekilde pazarlandı. Zamanında Ortadoğu'nun Batı'ya ihracatı arasında öne çıkan ve Batı'da eskiden bilinmeyen iki ürün olan kahve ve şeker bile, Batılı güçler tarafından tropikal kolonilerde zamanla üretilmeye başlandı ve sonunda -yine daha ucuz üretim ve daha iyi pazarlama sayesinde- Ortadoğu için ihracat ürünü iken ithalat ürünü haline geldi. On sekizinci yüzyıla gelindiğinde, bir Türk ya da Arap' ın keyfini sürdüğü bir fincan şekerli kahvenin kahvesi, Hollandalı tüccarlar aracılığı ile Cava Adası'ndan, şekeri ise Britanyalı yahut Fransız tüccarlar aracılığı ile Doğu Hint Adaları'ndan gelirdi. Bir tek kahvenin sıcak suyu yereldi. On dokuzuncu yüzyıl boyunca, Ortadoğu şehirlerinde süratle büyüyen kamu hizmetlerine Batılı şirketler hakim olduğu için, bu bile şüpheli hale geldi.