Tarihsel kurgu, kadın anlatıları, büyülü atmosfer…
Dedim ki: “Tam benlik bir kitap!”
Ama sonra Yael geldi…
Ve çöl hiç bitmedi.
Ben Masada’ya varmadan ruhum çölleşti.:)
Kitap, M.S. 70 yılında Romalıların Kudüs’ü işgalinden sonra Masada kalesine sığınan Yahudileri anlatıyor. Gerçek bir tarihsel olaya dayanıyor. Dört kadının gözünden Masada kuşatmasını okuyoruz:
Yael, Revka, Aziza, Shira.
Bu kadınlar, güvercinlere bakıcılık yaparken birbirlerine de bakmayı, direnç göstermeyi, kadın dayanışmasını öğreniyorlar.
Hikâyenin özü güçlü, mesajı yerinde.
Ama dili… mistik, şiirsel, yoğun ve yavaş.
Dört farklı anlatıcı, ağır geçmişler, kadim bilgiler...
Bir hikâye değil de sanki bir ağıt okuyormuşum gibi hissettim.
Daha ilk Yael’in bölümü özellikle çok içe dönüktü, eylemsizdi ve açıkçası beni yordu.
Güvercinler uçtu, büyüler yapıldı, Masada direndi…
Ama ben kitapla tam bağ kuramadım.
Sevemedim mi? Pek değil.
Pişman mıyım? Hayır.
Yine de kadınların gücüne, direnişe ve dayanışmasına selam olsun.
Bazı kitaplar kalbe dokunur,
Bazıları çöl gibi uzar gider.
Benim için sabır testi olan bir okumaydı.