Emir Ruşen

Emir Ruşen
@EmirRusen
Üsküdar, İstanbul
4 Kasım 1999
73 okur puanı
Eylül 2020 tarihinde katıldı
@EmirRusen·
·
sabitlendi
Öteki, kendimi sonsuza dek yinelememi engelleyendir.
Ayrıntı Yayınları·Kitabı okudu
İnsan ve Toplum
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İslâm, insanlığa, hayat alanını açık biçimde çizer, bu alan içersindeki hedefini belirtir ve bu alan içerisinde çalışarak elde ettiklerini tanır. Ve hayat için manevî anlayışı yok etmek, insanı ahlâkî hayat idrakinden soyutlamak, ahlâkî kavramları maddi çıkarların ürettiği vehimlerden ibaret saymak, ekonomik faktörü tüm değerlerin ve manevî kavramların yaratıcısı görmek ve bundan sonra da insanlık için mutluluk ve sosyal istikrar ümit etmek; işte bu ümit ancak insanlık, tanzimi makine mühendislerine teslim edilecek mekanik aletlere dönüştürüldüğü gün gerçekleşecektir.
Hicret Yayınları·Kitabı okudu
Felsefe
Materyalist hayat anlayışı insanın önüne sınırlı bir hayat alanı koyar. İslam ise hayat realitesi hakkında bunun tam tersine bir yorum getirir. Zira İslam, insanın elindeki hayat alanını enginleştirir ve ona çıkarları ve yararları hakkında derin bir bakış kazandırır. Öyle ki bir mutsuzluk hadisesi bu bakışta gerçek bir kazanca dönüşür. Ve bazı kazançlar da neticede mutsuzluk sebebi olur.
Hicret Yayınları·Kitabı okudu
Felsefe
Kapitalist demokrasi zihniyetinde sözü geçen kriteri öneren, geçerli kılan fikrî gerekçe, düşünce temeli, yani fikriyat nedir? Çünkü bu düşünce toplumsal kargaşanın ve kapitalist demokrasinin insanın mutluluğu ve haysiyeti konusundaki başarısızlığının gerçek temelidir. Eğer bu düşünce konusunda doğru bir hükme varabilirsek sosyal refah ve toplumun hukuku ve özgürlüğü konusunda kesin çizgileri belirleyebiliriz. Şimdi, bu düşünceyi arayalım: Bu düşünce, batı’nın despot kapitalizm binasının kaynaklandığı "hayatın sınırlı maddeci yorumunda" tespit edilebilir. Bir toplum düşününüz ki bireyleri, koskoca hayattan yalnız kişisel maddi hayat alanına ve bu hayatın verimlendirilmesi konusunda sınırsız tasarruf özgürlüğüne inanırlarsa, artık bu hayattan, maddi hazlardan başka bir gaye elde etmek mümkün olur mu? Ve bir de bu maddeci inanç insan tabiatının özü olan ‘özsevi’ye eklenirse... O zaman tabii olarak, yol kapitalistler yolu, üslûp ancak hiçbir gücün sınırlayamayacağı, özgürlüklerini kısıtlayamayacağı üslûp olacaktır. Özseviden daha genel ve daha temel bir özellik tanımıyoruz. Tüm hassalar özsevinin dalları, şubeleridir. Hayatı idame özelliği de, onun bir şubesidir. Zira insan kendisini sever. Yani insan hazzı ve saadeti kendisi için sever, elem ve mutsuzluğu yine kendi açısından reddeder. Özsevi, insanı, geçimini kazanmaya, maddi gıdasal ihtiyaçlarını tatmine sevkeder. Öyle ki hayatı katlanılmaz hale getiren acılar ölüm acısını aştığında özsevi, insanı, hayatına son vermeye mecbur eder. Demek oluyor ki, insanî hayatın temelinde gizlenen ve onu yönlendiren en tabiî ‘gerçek’ özsevidir. Biz özseviyi "hazları sevme ve acıları reddetme" olarak tanımlıyoruz: İnsanın acı veren bir şeye başkaları için katlanması eğer onda kendisi için bir haz söz konusu değilse imkânsızdır.
Hicret Yayınları·Kitabı okudu
Felsefe
Kapitalist düzene göre, sermaye sahiplerinin gelir sağlamasına aslında çoğunluğu oluşturan fertlerin ihtiyacı vardır. Çünkü geçim yolları bundadır. Bu zenginlerin fabrikalarında çalışacaklardır. Yine yoksulların, gerekli süre için, ve ancak zorunlu ihtiyaçlarını karşılayacak ücretle çalışmaları da kendi yararlarınadır. İşte bu katkısız çıkar mantığıdır ki fonksiyonunu icra etmiş ve bir grubu servetin doruğuna ulaştırmış, çoğunluğu ezilenlere katmıştır. Burada siyasal hak konusunu bir başka yönden ele alacağız: Bireyler için siyasal hak konusundaki eşitlik gerçi teorik olarak mevcuttur fakat yukarıda anlatılanlardan sonra ancak hayalî ve sırf teorik bir varlığa sahiptir, fiilen yoktur yani. Yukarıda sonuçlarına değindiğimiz ekonomik özgürlük yeryüzünde acı ve şeni bir ayrıma yol açmış ve zengin grubun hegemonyası önünde siyasal özgürlük de böylece yok olup gitmiştir. Çünkü bu kapitalist grup toplumdaki iktisadî hakimiyeti ve propaganda araçları üzerindeki kontrol gücüyle milletin siyasi kültürünü etkileyerek, otoriteyi kendi yararına hizmet ettirmiştir. Neticede yasama gücü ve yönetim organizasyonu sermayeye boyun eğmek zorunda kalmıştır. Artık kapitalist demokrasinin siyasal hak eşitliği sadece sözde kalmaktadır. Böylece kapitalist demokrasi düzeni sonuçta, azınlığın tahakkümü rejimi haline girmektedir. Ve otorite, kapitalist demokrasinin kişisel çıkar teziyle bu hakim grubun diğerleri hakkındaki hesabını himaye etmektedir. Şimdi bu trajedinin bir başka sahnesine geçelim: Bu düzenin bütün güçleri ellerine teslim ettiği kapitalistler, yine bu düzenin öğretisinin ilhamıyla gözlerini uzak çevrelere yöneltecekler ve çıkarlarının, kaprislerinin yeni nüfuz bölgelerine ihtiyaç duyduğunu hissedeceklerdir. Bu da iki sebepten doğmaktadır: a) Üretimi arttırmak hammaddeye
Hicret Yayınları·Kitabı okudu
Felsefe